23 Temmuz 2013 Salı

199- padişah'ı ÇAĞIR!



MİLLİ MÜCADELE’NİN ANKARA GÜNLERİNDE MUSTAFA KEMAL İLE PADİŞAH VAHDETTİN’İ KONU ALAN BİR ANI!

YAHYA GALİP (Dönemin Ankara Valisi)ANLATIYOR:

PADİŞAHI ÇAĞIR!

Ali Rıza Kabinesi henüz istifa etmişti.
Bir sabah beni, (Mustafa Kemal) Ankara Ziraat Okulundaki karargâhına çağırdı. Kapıdan girer girmez, canının bir şeye sıkıldığını anlamıştım. Ayakta emrini bekliyordum.
Bana şöyle dedi:
“- GİT, PADİŞAHI TELGRAFIN BAŞINA ÇAĞIR VE KENDİSİNE UYGUN BİR DİLLE ŞUNU ANLAT: DAMAT FERİT PAŞA’NIN YENİDEN İŞBAŞINA GEÇİRİLMESİNİ MİLLET KESİNLİKLE İSTEMİYOR. ORTADA DOLAŞAN SÖYLENTİLERİ DERHAL ÇÜRÜTSÜN VE BİZİ RAHATLATAN BİR YANIT VERSİN!”
Mahmut Bey’le Genelkurmay Başkan Yardımcısı Halis Bey’i yanıma alarak doğru TELGRAFHANEYE gittim. Makine başındaki askere, hemen SARAYI bulmasını söyledim. Birkaç dakika sonra SARAY karşımızdaydı.
‘- Burası Ankara… Padişahımızı istiyoruz’ dedim…
Cevap epeyce gecikti. Nihayet bir tıkırtı arasında bildirdiler:
‘- Başkâtip karşınızdadır, buyurunuz!’
‘- Hayır’ dedim, ‘Başkâtiple konuşmaya yetkili değilim. Şevketmeabı makine başına çağırınız!’
Bir süre sonra yine ses kesildi bu kez bizimle görüşmek isteyen Başyaverdi
Aynı cevabı verdim.
‘- Başyaverle de konuşmaya yetkim yok. Şevketmeabı makine başına çağırınız!’
Ne kadar bekledim bilmiyorum, bir süre sonra, telin öteki ucunda ‘Zatı akdesi Hazreti Padişahının karşımızda olduğu yanıtı geldi.
Şimdi Vahdettin soruyordu:
‘- Ne istiyorsunuz?’
Makine başındaki askere, hemen şu sözleri yazdırdım:
‘- Zati Şevketmeaplarından kulunuz olan Halk rica ediyorlar… Ali Rıza Paşa’nın istifasından sonra burada dolaşan, bazı söylentiler, halkı tedirgin etmektedir… Bu söylentileri yalanlayarak, Damat Ferit Paşa’nın bir daha Hükümetin başına getirilmeyeceğine dair güvence vermenizi istiyorlar… İsteğimiz bundan ibarettir…
Vahdettin’in verdiği cevap oldukça küstahtı:
‘- ANAYASANIN VERDİĞİ YETKİYLE KABİNE BAŞKANININ SEÇİM HUKUKU MUKADDESE-İ ŞAHANEM CÜMLESİNDENDİR… HERKES ÇOK İYİ BİLİR Kİ, KABİNE BAŞKANI, KENDİ ARKADAŞLARINI SEÇEREK, LİSTESİNİ SUNAR. BİZ DE ONLARIN GÖREVLERİNİ KABUL EDİP ONAYLADIKTAN SONRA, KABİNE RESMEN OLUŞUR. MEŞRUTİYETLE YÖNETİLEN BÜTÜN ÜLKELERDE OLDUĞU GİBİ, BİZDE DE KABİNEYİ KONTROL VE GEREKTİĞİNDE DÜŞÜRME YETKİSİ, DOĞRUDAN MİLLET MECLİSİNİNDİR. BU BÜYÜK MECLİS VARKEN, KABİNENİN ŞU VEYA BU KİŞİ TEŞKİL EDİLMESİ KONUSUNDA, HALKTAN VE ULUSTAN KİMSENİN KARŞI KOYMASINA VE GÖRÜŞ BİLDİRMESİNE YETKİ VE SELAHİYETİ OLAMAZ. KEYFİYET HALKA DUYURULA.’
Vahdettin, isteklerimize sadece itiraz etmekle kalmıyor, bize bir de ANAYASA dersi veriyordu. Bu küstahı cevapsız bırakamazdık Vahdettin’e durumu şöyle bildirdik…
‘-Kulunuz halk, tarif edilemez bir galeyan içindedir. Allah korusun her an büyük bir isyanın çıkmasından endişe edilmektedir. Efendimizin bilerek yaptıklarını Telgraf hane önünde toplanan halka duyurmak üzere, bize bir kaç dakika izin veriniz…’
Biraz sonra yeniden makinenin başına geçtik.
‘-Efendimiz, halkla temasımızın sonucunu duyuruyoruz.’:
“Kabine Başkanını seçmek ŞEVKETMEAB efendimizin hukuku mukaddese-i hükümranları cümlesinden olduğunu biliriz. Yalnız, kendileri de derhatır bulunurlar mı ki, PADİHA’I SEÇMEK HAKKI DA BİZİMDİR” buyruluyor…
Ve ekledim:
‘-Eğer söyleyecekleri başka bir husus varsa, onu da halka duyurur, cevabını da iletirim.’
Padişah, son dediklerimden sonra telaşlandı ve şu cevabı verdi:
‘- HALKA TARAFIMDAN, SELAMIMLA BİRLİKTE ŞUNU DUYURUNUZ: YARIN SABAH ERKENDEN MEBUSLAR MECLİSİ BAŞKANI CELALETTİN ARİF BEY’İ DAVET EDERK KENDİSİYLE GÖRÜŞECEĞİM… HERHALDE MİLLETİN ARZUSUNA UYGUN BİR HÜKÜMET İŞBAŞINA GETİRİLECEKTİR… BUNDAN DOLAYI İÇLERİ RAHAT OLSUN…’
Biz Padişahla böyle mücadele ederken, diğer hatlar üzerinden, Ankara’ya ayrıca soruyorlardı:
‘Vali nerede? İsyan edenler çok mu?’
Telgrafın başındakiler, bizden aldıkları emir üzerine, onları büsbütün merakta bırakacak cevaplar veriyorlardı:
‘- Sayılamaz ki… On bin… Kırk bin… Belki yüz bin kişi…’
‘- Aralarında asker var mı?’
‘- Elbette, olmaz mı? Bütün kıtalar, kumandanları ile birlikte geldiler, Mustafa Kemal Paşa’nın işaretini bekliyorlar!’
Bunları soranlar, kuşku yok ki İstanbul Hükümeti’nin adamları idi. Kendilerine açık cevap verilmediği için de, moralleri büsbütün bozuluyordu.
Görevini başarıyla tamamlamış olmanın sevinciyle arabama atladım ve Halis Bey’le Mahmut Bey’i de yanıma alarak, doğruca Mustafa kemal’in yanına döndüm.
Her zamanki odasındaydı. Halinden sabırsız olduğu görülüyordu.
Beni görünce:
‘-Ne yaptınız?’ diye sordu.
‘- Çok iyi, çok iyi’ dedim.
Olayları olduğu gibi anlattım. Bunun üzerine rahatladı ve kapısının eşiğinde yatıp, gündüzleri de nöbet tutan fedakâr emirerine seslendi:
‘-Oğlum, bizlere birer kahve yapsınlar!’(*)

NOT:
Bu anıyı ben de ilk kez okudum…
İlginç bulduğum için de paylaşıyorum…
Ali Rıza Hükümeti 3 MART 1920 tarihinde istifa ettiğine ve Salih Paşa Hükümeti de 8 MART’TA kurulduğuna göre görüşme bu tarihler arasında yapılmış olmalıdır…
Biliyoruz ki Mustafa Kemal Paşa, 1919 yılı 7/8 Temmuz Gecesi Askerlikten ve tüm görevlerinden istifa etmiş Osmanlı Hükümetince de ORDUDAN ATILMA işlemi uygulanmıştır…
Milletin bir ferdi olarak, Erzurum Kongresini toplayan ve DOĞU ANADOLU BÖLGESİNİ ilgilendiren kararlar aldıran Mustafa Kemal, daha sonra SİVAS’A geçerek Sivas Kongresini toplamış Ve ülkemizin KADERİNİ İLGİLENDİREN kararlar aldırmıştır.
Bir süre Sivas’ta kalarak gelişmeleri izleyen Sivas Kongresi Temsili Heyeti Başkanı Mustafa Kemal, Temsili Heyeti ile birlikte de 27 ARALIK 1919’da Ankara’ya geçmiştir.
Ankara’nın ilk günlerinde Osmanlı yönetimiyle ilişkiler, önemli ölçüde yumuşamıştır…
Osmanlı Hükümeti; 29 Aralık 1919 tarihinde “Mustafa Kemal’in Madalya Ve Nişanlarını iade eden “ kararını almıştır.
6 Ocak 1920’de Mustafa Kemal, Erzurum’dan Osmanlı Meclisine MİLLETVEKİLİ seçilmiş, 12 Ocak’ta Osmanlı Meclisi Mebusan’ı açılmış, 12 Ocak’ta Sultanahmet meydanında 150 bin kişinin katıldığı miting yapılmış, 28 Ocak’ta Osmanlı Meclisi yaptığı gizli toplantıda MİSAK-I MİLLİ’Yİ kabul etmiştir…
4 Şubat’ta; 29 Aralık 1919 tarihli “Mustafa Kemal’in Madalya Ve Nişanlarını İade eden “Hükümet Kararı Padişah tarafından onaylanmıştır.
12 ŞUBAT’TA MARAŞ, Fransızlardan kurtarılmıştır…
15 Şubat 1920’de: Londra Konferansında, İstanbul’un Türklere bırakılması kararı verilmiştir…
16 Şubat 1920’de: Manyas ve Gönen çevresinde, İkinci Aznavur isyanı çıkmıştır.
Misak’ı Milli Kararını geri aldırmayan ve Milli uyanışı önleyemeyen Ali Rıza Hükümeti İtilaf Devletlerinin baskısı sonucu; 3 Mart 1920 tarihinde istifa etmiştir…
Ankara Valisi’nin Padişahla yaptığı telgraf görüşmesi bu istifa’nın hemen ertesinde olmalıdır…
23 TEMMUZ 2013
Ahmet AVCI

KAYNAKLAR:
1.    Niyazi Ahmet Banguoğlu, Nükte, fıkra ve çizgilerle Atatürk 2. Kitap, Nurgök matbaası 1954 İstanbul…
2.    Prof. Dr. Yurdakul YURDAKUL- Atatürk’ü mutlu eden ve üzen anılar…

Hiç yorum yok:

Blog Arşivi

Katkıda bulunanlar