28 Aralık 2010 Salı

BANA BİR ATATÜRK PORTRESİ ÇİZ KARDEŞİM!

Bana bir Atatürk Portresi çiz kardeşim,
İnsanın ta yüreğine işleyen bu dizeleri, paylaşmak istedim…
Ne yazık ki yazarı bilinmiyor…
Ne fark eder ki, gerçek bir aydın ve Atatürkçü olduğu belli…
Ben de bu anlayışın ve dizelerin altına imzamı atıyorum…
Ahmet AVCI
  
ATATÜRK PORTRESİ

 Bana bir Atatürk portresi çiz kardeşim,
 Heykeltıraşlar gibi haksızlık etmeden,
 At üstünde olmasa da olur,
 Bir sokakta insanlar arasında yürürken ...

 Bana bir Atatürk portresi çiz kardeşim
 Bir birliği denetlerken olmasa da olur,
 Ama mutlaka gülerken,
 Çocuk parkında bir kız çocuğunu salındırırken ...

 Bana bir Atatürk portresi çiz kardeşim,
 Smokinli olmasa da olur,
 Kuruyan yapraklar ve kuş sesleriyle
 Bir göl kıyısında rakı içerken ...

 Bana bir Atatürk portresi çiz kardeşim,
 Savaş meydanlarında olmasa da olur,
 Dudağında sigarası elinde tespih,
 Bir çiftçiyle çay içerken, tavla oynarken ...

 Bana bir Atatürk portresi çiz kardeşim,
 Artık gülerken olmasa da olur,
 Başını kaldırmış Anıtkabir'den
 Ana avrat söverken …


(29 Ekim 92 Fethiye)
Murat Demirci
Not: Sonra dan yazarın adını öğrendim...

26 Aralık 2010 Pazar

43- MENEMEN- YILDIZTEPE

Ahmet AVCI
23 ARALIK 2010
MENEMEN

MENEMEN- YILDIZTEPE

Bugün, MENEMEN-YILDIZTEPE’DE; 23 Aralık 1930 Tarihinde Menemen'de Cumhuriyet düşmanı yobazlarca; Atatürk Devrimi ve İlkeleri uğrunda katledilen, Yedek Subay Asteğmen Mustafa FEHMİ KUBİLAY ile Şevki ve Hasan adlı Bekçileri "anma törenine" katıldık.

Menemen Meydanı, yoğun kalabalığı bağrında toplamıştı.
Taşınan pankart ve dövizlerden, katılımcıların Ülkemizin değişik yerlerinden geldikleri anlaşılıyordu…
Kortejle, iki noktadan polis kontrolünden geçerek Yıldız Tepe'ye ulaştık.

KUBİLAY anıtı tüm görkemi ile karşımızda idi. Ve kaide üzerindeki yazı okuyanları derinden sarsıyordu:
İNANDILAR, DÖVÜŞTÜLER, ÖLDÜLER…
BIRAKTIĞI EMANETİN BEKÇİSİYİZ…
İzmir Büyük Şehir Belediyesi ve diğer yetkililerin tüm çabalarına rağmen katılımcıların büyük çoğunluğu ayakta kalmıştı. Oturacak yer bulamayanlar da oturanlar da aynı coşkuyu paylaşıyordu…
İtiraf etmeliyim ki, kadınlar yine çoğunlukta idi...

Gençler de önceki yıllara göre artmıştı…Ve Tören alanına ayrı bir canlılık getirmişlerdi…
“ATATÜRK GENÇLİĞİ GÖREV BAŞINDA” yazılı pankart, coşku ve canlılığı ortaya koyuyordu…
Gençlerin attığı sloganlar, alana ayrı bir hava getirmişti:
“TÜRKİYE LAİKTİR LAİK KALACAK” VE “ATATÜRK GENÇLİĞİ GÖREV BAŞINDA” SLOGANLARINA TÖRENE KATILANLAR DA KATILMAKTA İDİ…
İZMİR Valisi yoktu. Törende Vekili vardı… Sanırım Sayın Valinin işi çıkmıştı. Ne yazık ki geçtiğimiz yıl da yoktu.
Törene gelmeyenler, mesajlarını iletmişlerdi…
Sayın Cumhurbaşkanının da Başbakanın da mesajları yoktu…
İyi ki de mesaj yollamamışlardı…
Geçtiğimiz yıl Başbakan, çok anlamlı bir mesaj göndermesine karşın, mesajı okunurken, hatta adı duyulunca; yuhalanmıştı…
Ama YUHLAR, İçeriğe değil de İSİM'E idi.
Doğrusu ben de çok üzülmüştüm…
Kim olursa olsun, bir Başbakanının böyle bir törende yuhalanması hoş değildi…
Menemen Belediye Başkanı Tahir Şahin de çok güzel ve anlamlı bir konuşma yaptı…
Ben de konuşmayı dinlerken, Faruk Nafiz'in dizelerinden, Kubilay'ı
düşündüm…

KUBİLAY
“Yedek asteğmen KUBİLAY, bir öğretmendi,
Bir ışıktı incecik.
Mustafa Kemal'in Devrimleriyle büyümüş,
Başaklarla sarı,
Kavaklarla yeşil,
Irmaklarla ak.
Yedek asteğmen Kubilay, bir öğretmendi,
Bir ışıktı hiç sönmeyen…”


Yapılan konuşmalar, Okunan şiirler den sonra, Ata'nın “GENÇLİĞE HİTABI" ve "GENÇLİĞİN CEVABI" ile tören sona erdi…

Ata’nın “GENÇLİĞE HİTABI”NI bir Askeri öğrenci okudu.
 “GENÇLİĞE HİTABE” okunurken, bulunduğumuz tribündeki  izleyenlerin nerede ise tamamının; her cümlenin sonunda…”AYNEN” diye katkıda bulunmaları anlamlı idi…

“GENÇLİĞİN ATA’YA CEVABI”  okunurken de tüm izleyenlerin hep birlikte her cümleyi, tekrar etmeleri daha da anlamlı idi…

Atatürk Devrim ve İlkeleri doğrultusunda; 80 yıl önce; canlarını hiçe sayarak, Rejim düşmanı yobazların üzerine korkusuzca yürüyen ve kanlarını bu soylu toprağa akıtan Mustafa Fehmi KUBİLAY ile Bekçilerimiz, Şevki ve Hasan'ın aziz ruhları önünde saygı ile eğiliyor ve bıraktıkları emanetin yılmaz bekçileri olduğumuzu haykırıyorum.


42-İSMET İNÖNÜ VE YAKIN TARİHİMİZ!

Ahmet Avcı       
25 Aralık 2010


İSMET İNÖNÜ ve YAKIN TARİHİMİZ!


         37 yıl önce aramızdan ayrılan Büyük Devlet adamı İsmet İnönü’nün şu ünlü sözü ile başlamak istiyorum.
         “Bir ülkedeki, namuslu insanlar, en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça o ülke için kurtuluş yoktur.”

Türkiye Cumhuriyeti’nin İlk Başbakanı, ikinci Cumhurbaşkanı, Mustafa Kemal Atatürk’ün yakın silah ve çalışma arkadaşı İsmet İnönü;
1884 yılında İzmir'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas'ta tamamladı. 1897 yılında İstanbul'daki Mühendishane İdadisi'ne gitti. 1901'de Mühendishane-i Berri-i Hümayun'a (topçu okulu) başladı, Bu okulu 1903'te topçu teğmeni olarak bitirdi. 1906'da Erkân-ı Harbiye Mektebi'ni birincilikle bitirerek kurmay yüzbaşı rütbesiyle Edirne'deki 2. Ordu'nun 8. Alay'ında bölük komutanlığına atandı.
1908'de kolağası oldu ve 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) olarak bilinen ayaklanmayı Selanik'ten gelerek bastıran Hareket Ordusu'nda görev aldı.
1910'da Yemen Ayaklanması'nı bastırmakla görevlendirilen Ahmet İzzet Paşa'nın karargâhında görevlendirildi. Buradaki hizmetleri nedeniyle kendisine dördüncü dereceden Mecidiye Nişanı ve bir yıl kıdem verildi. 26 Nisan 1912'de binbaşılığa yükseltildi ve Yemen Mürettep Kuvvetleri Kurmay Başkanı oldu.
           Bu ve bundan önceki görevlerinde sınır sorunları ve asilerle yapılan anlaşmalarda başarılı hizmetleri ve meslekî özellikleriyle dikkati çekti.
Balkan Savaşı çıkınca (1912) İstanbul'a döndü (1913). Çatalca'daki sağ cenah komutanlığı emrine verildi.
1914'te Harbiye Nazırlığı ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliğine (Genelkurmay Başkanlığı) atanan Enver Paşa'nın başlattığı ordunun yenileştirilmesi hareketinde etkin rol oynadı.
9 Kasım 1914'te Kaymakam (yarbay), 14 Aralık 1915'te Miralay (albay) oldu ve Çanakkale'deki 2. Ordu'nun Kurmay Başkanlığına atandı.
Daha sonra, Doğu Cephesi'nde görevlendirildi.
Bu sırada Mustafa Kemal Paşa da  bu ordunun 16. Kolordu Komutanlığına atamıştı.
 İsmet Bey, 1916'nın yaz aylarında bir süre çarpışmaları yönetti. Ocak 1917'de 2. Ordu Komutan vekili Mustafa Kemal Paşa'nın önerisiyle 4. Kolordu komutanlığına getirildi; stratejik birliklere komutanlık dönemi de bu göreviyle başladı.
Mustafa Kemal Paşa ile birlikte çalıştı ve yıllar süren dostlukları ile devletin geleceği hakkında ortak fikirleri gelişti.
Mayıs 1917'de Suriye Cephesi'nde 20. Kolordu Komutanlığına, 19 Haziran'da da 3. Kolordu Komutanlığına atandı.
Bir süre sonra İstanbul'a geri çağrıldı ve Halep'te 7. Ordu'nun oluşturulmasında görev aldı. Daha sonra bu orduda Kolordu Komutanlığına getirildi ve 7. Ordu'nun Komutanlığını üstlenen Mustafa Kemal Paşa ile gene yakın ilişki içinde oldu.
Mütareke döneminde Genelkurmay Karargahında görev aldı.
Milli Mücadele başlayınca da Mustafa Kemal Paşa ile yakın işbirliğini sürdürdü. Bu arada bir kaç kez Ankara’ya gelerek Mustafa Kemal Paşa’ya yardımcı oldu.
16 Mart 1920’de İstanbul resmen İtilaf Devletlerince İşgal edilince de Ankara’ya geçti.
23 Nisan 1920'de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) Edirne milletvekili olarak katılan İsmet Bey, 3 Mayıs'ta İcra Vekilleri Heyeti'nde erkân-ı harbiye-i umumiye vekili (Genelkurmay başkanı) oldu. Bu görevi üstlendiğinde albaydı ve kendisinden hem rütbe, hem kıdemce çok ileride komutanlar da vardı. İsmet Bey, 6 Haziran'da İstanbul'da divanı-harp tarafından gıyabında ölüm cezasına çarptırıldı.

Katkıda bulunanlar