12 Şubat 2012 Pazar

98- DEVLETÇİLİK VE ATATÜRK'ÜN DEVLETÇİLİK İLKESİ!


 DEVLETÇİLİK VE ATATÜRK’ÜN DEVLETÇİLİK İLKESİ!
        
         Devletçilik; devletin ekonomik yaşama doğrudan müdahalesi demektir.
         DEVLETÇİLİK; ÖZEL SEKTÖRÜN, YATIRIM YAPMADIĞI ALANLARDA, DEVLETİN DEVREYE GİRMESİDİR.
Devletçilik anlayışına göre devlet; ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın temel faktörüdür.
         DEVLETÇİLİK; DEVLET, ÜLKE VE ULUS OLANAKLARININ, KULLANILMASINDA, İŞLETİLMESİNDE; KALKINMADA, GELİŞMEDE VE ÇAĞDAŞLAŞMADA, DEVLETİN EKONOMİK İŞLEVİNE YÖN VEREN İLKEDİR.
         Toplumların ve özellikle de Türk toplumunun geleneğinde, anlayışında kültüründe, beklentiler devlete yöneliktir. “Devlet Baba” anlayışı buradan kaynaklanmıştır. Bunun böyle olması da doğaldır.
         Devletin ortaya çıkışının, devlet olmanın, devlet olarak yaşamanın nedeni ve gereği de budur.
         Kişilerin, içinde yaşadıkları ülkeye, ulusa ve topluma karşı görevleri vardır. Ancak bireyleri yönlendirmek, ulusun olanaklarını, ülkenin varlıklarını; ulus yararına kullanmak, geliştirmek, kalkınmayı gerçekleştirmek, ulusu tüm bireyleri ile mutlu kılmak, ülkeyi kalkındırmak, devletin başlıca görevidir.
         DEVLETÇİLİK İLKESİ; HALKI; REFAHA, ÜLKEYİ; BAYINDIRLIĞA ERİŞTİRMEK VE ULUSUN GENEL ÇIKARLARINI KORUMAKTIR.
         Ulusu, bağımsız, güçlü, çağdaş kılmak, ezilmekten, sömürülmekten, bağımlılıktan kurtarmak, devletin baş yükümlülüğüdür.
         Cumhuriyetçilik ilkesi, toplumu demokratik, özgürlükçü, çoğulcu bir düzende; katılan toplum haline dönüştürmek istemektedir.
         Halkçılık ilkesi; tüm işleyişte, halkın gerçekten etkin olmasını önermektedir.
Peki, bu nasıl olacaktır?
         Halk aslında yoksuldur. Emeği ile geçinmektedir. Güçlülere karşı, yönetenlere karşı nasıl olacak ta, gerçekten yasaların verdiği haklarını, geçerli bir biçimde kullanabilecek ve etkinlik kazanabilecektir?
         Kalkınmanın veriminden, ulusal gelirden, yaratılan değerlerden, devlet olanaklarının kişiler ve bölgeler arası dağılımından nasıl yararlanacaktır?
         Bu sorular ve amaç edinilen çağdaşlaşma; Devletçilik ilkesini ortaya çıkarmıştır.
         Öyle ise; ekonomi, Batı’da ki, anamalcı (KAPİTALİST) düzenin özel girişimcilik sistemine bırakılamaz. Üstelik Türk toplumu, her yönüyle geri kalmıştır.
İmparatorluk giderek zayıflayan, geri kalan, dışa bağımlı hale gelen, borçları, kapitülasyonları, ülke içindeki demir yolu, limanı, ulaşımı, haberleşme örgütü, madenleri, enerji kaynakları, vergileri ve her şeyi ile sömürgeci, yayılmacı devletlerin, onların sanayicilerinin, bankerlerinin, ticaret adamlarının eline geçen ekonomisiyle; güçsüzleşmiş ve sonunda tamamen çökmüştür.
         Bu çöküntünün üzerinde, bir Ulusal Kurtuluş, bağımsızlık savaşı verilmiş, savaştan zaferle çıkılmış ve yeni Türkiye Devleti; yanmış yıkılmış, çalışabilecek insanı kalmamış, bir ülke olarak, yoksul bir ulusla, imparatorluktan kalan büyük bir borcu da ödemek yükümlülüğü ile yola çıkmıştır.
Özetle; Sermaye birikimi yok, sahipsiz ve bakımsız topraklar, ekonomik bakımdan yetersiz ve bilgisiz bir halk ve ÜRETİM GÜCÜ nerede ise yok…
Devlet elbette yoksullukla boğuşan ve SERMAYE BİRİKİMİ de olmayan bu ülkede her şeyi özellikle de ağır sanayi yatırımlarını üstlenmek zorundadır…
Böylelikle ÜRETİM ARTACAK, EKONOMİYE CANLILIK GELECEK ve özel sektörde SERMAYE BİRİKİMİ İÇİN FIRSAT YARATILACAKTIR.
         Hem ülke yeniden derlenip toparlanacak, ulus yoksulluktan kurtarılacak, borçlar ödenecek, yabancıların elindeki işletmeler satın alınacak; MİLLİLEŞTİRİLECEK, hem de amaç edinilen çağdaş uygarlık düzeyine çıkılacaktır. Üstelik ülkede, özel girişimci, kapitalist bir kitle de yoktur.
         Devletçilik İlkesi bu ortamda; 1929’un dünya ekonomik bunalımından sonra, eylemli ve zorunlu olarak ortaya konulmuştur.
         Devletçilikte; devlet, ekonomide, sanayide, işletmecilikte, ulus yararına görev üstlenecek, ulusal ekonominin ana kaynaklarını, bağımsızlığın gerektirdiği ana öğeleri yaratacak, kuracak, bunları işletecek, yarattığı değerleri, gene halk yararına işlerde değerlendirerek, kullanacak ve Atatürkçülüğün tüm İLKELERİNE işlerlik kazandıracaktır.
         Devletçilik ilkesi özel girişimciliği reddetmez. Tüm üretim araçlarının elinde toplanmasını da ön görmez. Mülkiyet hakkına saygılıdır. Ancak mülkiyet hakkının toplumun yararlarına aykırı biçimde kullanılmasına izin vermez.
         ATATÜRKÇÜ DEVLETÇİLİK anlayışı; KARMA EKONOMİ sistemini benimser.
         Karma ekonomi; ÖZEL SEKTÖRÜN YAPMADIĞI YA DA YAPAMADIĞI YATIRIMLARIN, DEVLET TARAFINDAN YAPILMASIDIR.
Ne yazık ki, Cumhuriyetin başlangıç yıllarında ülkemizin ve Devletimizin önünü açan, Tam Bağımsız olmasını ve ekonomik olarak kalkınmasını sağlayan bu ilke; sonradan uygulanmaz olmuş, o dönemde gerçekleştirilen tüm yatırmalar, elde edilen kazanımlar özelleştirme adı altında elden çıkartılmış hatta yağmalanmıştır
Ekonominin büyüdüğü bu son 10 yılda, kaç büyük sanayi tesisi kuruldu?
Sayabilir misiniz?
Ya kapananlar, yağmalananlar, ithalata yenik düşerek yok olup gidenler?

         Devletçiliğin Sağladığı Yararlar:
  1. Türkiye Cumhuriyeti Devlet olarak yatırım yapmıştır.
  2. Devletçilik sayesinde Türkiye ilk kez, planlı ekonomiye geçmiştir.
  3. Teknik eleman noksanlığı giderilmeye çalışılmıştır.
  4. Bölgeler arası, ekonomik farklılıklar giderilmeye çalışılmıştır.

Hiç yorum yok:

Blog Arşivi

Katkıda bulunanlar