27 Ekim 2015 Salı

257- CUMHURİYERİTİMİZİN 92. YILI VE GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİ

CUMHURİYERİTİMİZİN 92. YILI VE GÜNÜMÜZ TÜRKİYESİ

“Bütün millet emin ve müsterih olsun ki, Devrimi yapanlar, karşı güçleri, çıktıkları noktada imha edecek, kudret, kabiliyet ve tedbire sahiptirler”
Mustafa Kemal PAŞA


Birinci Dünya Savaşında yenik çıkan ve 30 EKİM 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması ile kayıtsız şartsız yenilgiyi kabul eden Osmanlı İmparatorluğu, İtilaf Devletleri ve Yandaşlarınca işgal edilmişti.
Türk Milleti, Mustafa Kemal Paşa öncülüğünde yürüttüğü MİLLİ MÜCADELE ile Ülkeyi işgalden kurtarmış, LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI ile de büyük çabalarla kazandığı BAĞIMSIZLINI kazanmış, 29 EKİM 1923 tarihinde de CUMHURİYETİ ilan etmişti.
1923 yılında “BAĞIMSIZ DEVLET- BAĞIMSIZ ULUS” İLKESİ TEMELİNDE OLUŞTURULAN devletimiz, Kurtuluş Savaşımızın her evresinde bağımsızlık hatta Tam Bağımsızlık ilkesini,  göz önünde bulundurmuştur...
            Devletimiz, her türlü ayrımcılığın  dışında kalmaya çalışarak, “Ulusal Bütünlüğü” sağlamıştır...
Açıkça; “Türkiye CUMHURİYETİ’Nİ kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denilir” deyimini kullanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti yeni sınırlarını belirlemiş, içeride ve dışarıda “BARIŞ” ilkesini benimsemiştir. Bu döneme kadar da Yurtta Barış DÜNYADA BARIŞ İLKESİ özenle yürütülmüştür.
Cumhuriyet’in kuruluşunda “ümmet” anlayışının yerine konulan “yurttaşlık” temeline dayanan “MİLLET” kavramıyla; Uluslaşma ve özgür bireylerin yetişmesi amaçlanmıştır. Devletin yaklaşımı ve eğitim esasları bu doğrultuda düzenlenmiş, kulluk ve itaat kültürünün yerine “özgür, düşünen” yurttaşlık hedeflenmiştir.
Atatürk’ün ortaya koyduğu “çağdaş uygarlık yolu”, bilimin öncülüğünde Aydınlanma kültürünün yolu olarak tanımlanmış, bu yola da ulusal kalkınmayla gidileceği açıklanmıştır.
Devletimizin kuruluşunda; ‘LAİKLİK’ temel bir ilke olarak kabul edilmiş, ülke yönetiminde ve insanların yaşam biçimlerinde din kurallarının egemen olmaması esas alınmıştır. EĞİTİMİN de DİN ETKİSİNİN dışında bilim temelli yani “laik eğitim”  kural olarak uygulanmış, kız erkek ayrımı kaldırılmıştır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün: EN BÜYÜK ESERİM dediği CUMHURİYET düzeninde: 
 Esaretten kurtulmuştuk, Tam Bağımsızdık.
Tüm komşularımızla dosttuk.
İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitle idik.
Kadınımız cariyelikten, erkeğimiz kölelikten kurtulmuştu.
Kadınımız ve erkeğimiz; eşit haklara sahip yurttaşlardı.
Fikirler, cebir ve şiddetle, top ve tüfekle öldürülemezdi.
Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamazdı.
Kimse, kimsenin dinine- imanına karışamayacaktı.
Eğitim; milli, bilimsel, uygulamalı, karma ve laik olacaktı.                                                                                                                                     Köylü; milletimizin efendisi idi.
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       
Basın hürdü.
Hukuk; üstündü. Yargı bağımsız ve tarafsızdı.
Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Laiklik, Halkçılık, Devletçilik ve Devrimcilik temel ilkelerimizdi.
Atatürkçülük; rehberimizdi.
Dünyada; kendine yetebilen birkaç ülkeden biri idik.
Dış borç almıyorduk, hatta Osmanlı devletinin kalan borçlarını da ödüyorduk.
Yabancıların elindeki sanayi kuruluşlarımızı millileştirmiştik.
Devlet, sanayinin temellerini atmıştı.
Ülkemizi demir ağlarla örmüştük.
Çağdaş Dünya’da, kendi kimliğimizi koruyarak ve diğer uluslarla eşit biçimde yerimizi alacaktık.

Ya bugün:
İçimiz burkularak, kutlamaya çalıştığımız, daha doğrusu kutlayamadığımız; CUMHURİYETİMİZİN 92’inci yıl dönümünde; durumumuz, kuruluş dönemi ve yukarıda belirtmeye çalıştığım Cumhuriyet Felsefesi göz önüne alındığında içler acısıdır…
Cumhuriyet’in TAM BAĞIMSIZLIK ilkesi de YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ İLKESİ DE göz ardı edilmiştir…
Günümüzde; ülkemiz dış güçlerin politik güdümünde, küresel Pazar ekonomisine bağımlı durumdadır.
Bu ölçüde bağımlı duruma geliş, KURULUŞ ilkelerinin yürürlükten kaldırılışı demektir…
Bugün, ülkemiz etnik köken ayrımcılığı ile parçalanma yoluna sokulmuş, dindar olan ve olmayan hatta mezhep ayırımcılığı ile ulusal birliğimiz, bütünlüğümüz farklı bir tehditle karşı karşıya kalmıştır.
Açık biçimde siyasal iktidarın “bizden-sizden”, “bizimki-sizinki”, “yandaş-karşıt” ayrımcılığı yaşanmaktadır.
92 yıl sonra laiklik dinsizlikle eş anlamlı sayılmış, ülke yönetimine de, yaşam biçimlerine de din kurallarının egemen olması “doğal sonuç” olarak tanımlanmıştır.
Bugün:
 “Çağdaş uygarlık yolu”; küresel güçlerin güdümünde gidilen piyasa kültürü olarak kabul edilmiş,
“ULUSALCILIK”; ırkçılık,
            “Laik bilim” dinsizlik,
“Aydınlanma”; Batılılaşma olarak etiketlenip,
“Dindaşlık kültürü” yaşama geçirilmiştir.
92 yıl sonra “yeni Osmanlıcılık” olarak tanımlanan yönelişle “itaat kültürü” yeniden; “cemaatler ve tarikatlar” eliyle topluma egemen kılınmaktadır. Bu itaat kültürü, “içeride din temelli siyaseti”, iktidara taşıdığı gibi dış güçlerin de ülkeyi “güdümlemelerini” kolaylaştırmaktadır.
Dış güçler kendi plan ve çıkarları gereği bu yönelişi desteklemektedir.
92 yıl sonra bugün ülkemiz, iç savaşa dönüşen terörle uğraştırılmış, gene dış güçlerin çıkarları için “dış” savaşlara sürüklenme tehlikesi altına sokulmuştur.
Komşularımızla, “sıfır sorun” hedefi ile çıkılan yoldan hiçbir sorun çözülemeden çepeçevre sorun yumağı ile dönülmüştür…
Dış Siyasetimiz; ABD ve AB’ye emanet edildiği gibi iç güvenlik de içinden çıkılamaz bir hal almıştır.
Ekonomimiz cari açık yüzünden bıçak sırtındadır. Ve KÜRESEL Kriz nedeniyle tüm kaynaklarımız erimektedir.
Cumhuriyetin; 92 yıllık kazanımları, tükenmek üzere.
Ülkemizin kurtarıcısı ve Devletimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’E alenen hakaret edilebilmekte eserleri yok edilmektedir…
Bugünler, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Gençliğine Hitabesindeki; “Bir gün Bağımsızlığını ve Cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan…” dediği o “bir gündür”.
“Zorla ve hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş, bütün orduları dağıtılmış, yurdun her köşesine düşman girmiş olabilir” dediği zamandır…
“İhanet” Dalalet ve  “Gafletin” el ele verdiği yerdeyiz…
Gözbebeğimiz Laik Cumhuriyetimizin “iç ve dış düşmanlar” tarafından yıkılmakta olduğu süreçteyiz.
Bir Kurtuluş Savaşı verilerek, kurulan bu ülke, bu Cumhuriyet, bizlere emanet edilen Laik, Demokratik, Sosyal Hukuk Devleti, nasıl bu hale getirildi?
Hiç düşündünüz mü?
Bu sürüklenişin temelinde “BAĞIMSIZLIK”IN YİTİRİLİŞİNİN YATTIĞI UNUTULMAMALIDIR.
Atatürk Cumhuriyeti’nin KURULUŞ İLKELERİNDEN nasıl sapıldığı, nasıl ayrı bir yola girildiği, başka temellerin atılmaya çalışıldığı gözler önündedir.
Ülkemizin; bölünme, Milletimizin; parçalanma tehlikesini benliğimizde hissettiğimiz bu ortamda, tek kurtuluş ve çıkış yolunun Atatürk’ün gösterdiği hedefte olduğunu vurgulayarak,  Cumhuriyetimizin 92’inci yılını kutluyor,  bu Ülkeyi ve Tam bağımsız devleti, Cumhuriyetimizi bize kazandıran başta Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını, tüm şehit ve gazilerimizi minnet ve şükranla anıyorum…

28 EKİM 2015
Ahmet AVCI
İZMİR



Hiç yorum yok:

Katkıda bulunanlar