22 Şubat 2015 Pazar

272- VATAN TOPRAĞI TERK EDİLDİ

VATAN TOPRAĞI TERK EDİLDİ…
1921 tarihli Ankara Antlaşması ve 1923 Tarihli Lozan Antlaşması ile Vatan Toprağımız olarak tescillenen SURİYE’DEKİ SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ VE SAYGI KARAKOLUMUZ; sorumsuzca yürütülen DIŞ POLİTİKA’NIN başarısızlığı sonucu savaşılmadan İŞİT terör örgütünün tehdidine boyun eğilerek, terk edilmiştir…
Bu başarısız politikadan ötürü, tüm ilgili kurumlar sorumludur…
Vatan Toprağını Terk Kararını Hangi Makam vermiştir, TBMM’DEN izin alınmış mıdır?
Hukuka uygun mudur?
Bilemiyoruz…
Operasyon için başka örgütlerden izin alınmış mıdır, işbirliği yapılmış mıdır?
Bilemiyoruz…
Operasyon için İŞİT Terör örgütünün izni alınmış mıdır?
Bilemiyoruz…
Ancak gelinen noktada; bu bölgenin boşaltılması bizce de gerekli idi…
Ve bu boşaltma işlemini de Türk Silahlı Kuvvetleri başarı ile yerine getirmiştir…
Sonuç olarak; VATAN TOPRAĞININ terk edilmesi durumuna gelinmesi Ülkemiz için yüz karası bir durumdur…
Tek tesellimiz, burada görevli askerlerimizin, bir kayıpla da olsa salimen ülkelerine dönebilmiş olmalarıdır…
Şehit Astsubayımız Halit AVCI’YA da Allah’tan rahmet dilerim…

Ahmet AVCI
22 ŞUBAT 2015




271- İZMİR İKTİSAT KONGRESİ

İZMİR İKTİSAT KONGRESİ
17 ŞUBAT 1923

17 ŞUBAT 1923’te toplanan İZMİR İKTİSAT KONGRESİ Ekonomik TAM BAĞIMSIZLIĞIMIZIN TEMELLERİNİ ATMIŞ OLSA DA ne yazık ki Devrim TARİHİMİZ’DE hak ettiği yeri bulamamıştır…

Osmanlı Devletinin ekonomisi, kuruluşundan yıkılışına kadar, tarıma dayalı idi…
Osmanlı, topraklarını genişletmesine karşın, Rönesans ve Reformu görmezden geldiği gibi SANAYİ DEVRİMİ’NE de uzak kaldı…
Devlet gücü zayıflayınca; GANİMET VE VERGİ KAYNAKLARI DA KURUDU…
Ekonomisinin gelişmesini KAPİTÜLASYONLARA BAĞLADI…
Böylece de EKONOMİK KALKINMANIN TEMELİ OLAN SERMAYE BİRİKİMİ GELİŞMEDİ, SANAYİLEŞME DE OLMADI.

1839 TARİHİNDEN SONRA siyaseten BATI’YA yönelen Osmanlı 1855 yılından itibaren de ekonomik olarak borçlanmaya başlamıştır. Yüksek faizle alınan borçlar, ekonomiyi geliştirme yolunda değil de verimsiz alanlarda kullanılınca işe yaramamıştır.
Osmanlı Devleti, 1876 yılında, aldığı borçların faizini bile ödeyemez hale gelmiştir. 1880’de de resmen iflasını açıklamıştır…

Alacaklı devletler, OSMANLI MALİYESİNİ denetim altına almak için “DÜYUN-İ UMUMİYE”Yi (genel borçlar yönetimi) kurdu.
Ekonomik bağımsızlığını yitiren Osmanlı’nın egemenliği de artık tartışmalıdır…

Osmanlı, Balkan Savaşlarıyla da, en bereketli topraklarını yitirmiş, ardından girdiği BİRİNCİ DÜNYA savaşı ile de tüm kaynaklarını tüketmiştir.

Milli Mücadele işte böylesine tükenmiş bir ülkede başlamıştır.
KURTULUŞ SAVAŞI’NIN BU OLUMSUZLUKLAR İÇİNDE, KAZANILMASI BİR MUCİZEDİR…
Kurtarılan yurt köşeleri yakılıp yıkılmıştır.
Anadolu hepten yoksullaşmıştır.
ÜLKE, baştan sona yeniden kurulmalıydı. Her alanda atılım gerekli idi…
Üretimin ve devlet gelirinin arttırılması zorunluydu.
Bunun için de ekonomik canlanmanın sağlanması şarttı.

Ancak; EKONOMİYE, HANGİ ÇEVRELERLE VE NASIL BİR GELİŞME SAĞLANACAKTI?
CUMHURİYET KURULMADAN BUNUN ARAYIŞINA GİRİLDİ…

17 ŞUBAT 1923 tarihinde İZMİR’DE İKTİSAT KONGRESİ toplanması kararı verildi…

İzninizle, Kongre öncesini bir görelim:

Kurtuluş Savaşı’nın Askeri aşaması 9 Eylül 1922’de ZAFERLE sonuçlanmış, Mudanya MÜTAREKESİ imzalanmış, Saltanat Kaldırılmış, Padişah Vahdettin Ülkeden kaçmış, İstanbul, TRAKYA Ve Boğazlar hala İşgal altında, Lozan Görüşmeleri devam etmekte…

14 Ocak 1923’te Mustafa Kemal kuracağı parti hakkında temaslar yapmak, yapılacak atılımlar konusunda aydınları yoklamak, İstanbul Basınının ileri gelenlerini aydınlatmak ve Orduyu denetlemek, halkın dertlerini yakından incelemek için uzun bir Yurt gezisine çıktı.

Tedavi için daha önce İzmir’e göndermiş olduğu Annesi Zübeyde Hanım, aynı gün İzmir’de öldü. Mustafa Kemal, Annesinin cenazesine gelemedi…

Mustafa Kemal’in yurt gezisine çıkışını fırsat bilen muhalifler; 15 Ocak’ta; Afyonkarahisar Mebusu Hoca şükrü imzasıyla ”Hilafet-i İslami’ye ve Büyük Millet Meclisi” adlı bir broşür yayımladılar. Hilafet kurumunun korunmasını istediler.
Ana fikir: ”Halife Meclisin, Meclis Halife'nindir.”

Mustafa Kemal, verdiği yanıtta; ”Meclis’in Halife’ye değil, Millete ait olduğunu, Hilafetin dinle ilgisi olmadığını, kendisi öldürülmedikçe başladığı Devrim ve ilerlemenin durdurulamayacağını” açıkladı.

Yurt gezisini sürdüren Mustafa Kemal Paşa, 27 Ocak’ta İzmir’e gelmiş, 29 Ocak 1923 tarihinde de Latife hanımla evlenmiştir.

Kararlaştırıldığı gibi 17 Şubat 1923 günü başlayan İZMİR İKTİSAT KONGRESİNE katılmıştır.

Tarihimizde; ekonomik sorunların çok ayrıntılı biçimde ve toplumdaki belli başlı kesimlerin temsilcileri tarafından tartışılıp görüşüldüğü ilk toplantı budur…
Her önemli işimizde olduğu gibi, bu konunun öncüsü de Mustafa Kemal Paşa olmuş ve KONGREYİ o açmıştır.
Bu Kongrede yaptığı konuşmada:
“SİYASAL ZAFERLER, NE KADAR BÜYÜK OLURSA OLSUNLAR, EKONOMK ZAFERLERLE TAÇLANDIRILMAZLARSA, MEYDANA GELEN ZAFERLER KALICI OLAMAZ, AZ ZAMANDA SÖNER”. “EKONOMİ DEMEK, HER ŞEY DEMEKTİR. YAŞAMAK İÇİN, MUTLU OLMAK İÇİN, İNSANLIĞIN VARLIĞI İÇİNE GEREKLİ İSE O DEMEKTİR…”
Mustafa Kemal PAŞA, bu konuşmasında; ekonomik sistemin ilkelerini de ortaya koymuştur…
Siyasal Bağımsızlık gibi ekonomik bağımsızlığı da hedef olarak ortaya koymuştur…
Kongreye seslenişi şöyle sürdürmüştür:
“GERÇEKTEN MEMLEKETİN VE ULUSUN İHTİYACINA UYAN EN ESASLI PROGRAM ÜZERİNDE BÜTÜN ULUSUN BİRLİK VE AHENK İÇİNDE ÇALIŞMASI GEREKLİDİR. YÜKSEK KURULUNUZ BU ESASLARIN EN DEĞERLİLERİNİ İNŞALLAH BULUP ORTAYA KOYACAKSINIZ. ARKADAŞLAR, BENCE YENİ DEVLETİMİZİN YENİ HÜKUMETİMİZİN BÜTÜN ESASLARI EKONOMİK PROGRAMDAN ÇIKARILMALIDIR…”

Çiftçi, işçi, tacir ve sanayici temsilcilerinden 1135 kişinin katıldığı kongre Mustafa Kemal Paşa’nın yukarıdaki istek ve dilekleri doğrultusunda çalışmıştır.
Kongre’de ÜLKEN’NİN bütün ekonomik ve mali sorunları görüşülmüş, tartışılmış ama O’nun istediği program hazırlanamamıştır…

Kongrede her kesim, kendi dertlerinin çözümüne öncelik tanınmasını istiyordu…
Ülkemizde yetenekli ve bilgili uzman iktisatçılar henüz yetişmemişti.
Pek çok ekonomik kavram bilimsel açıdan tanınmıyordu.
Tüm bu nedenler, istenen programın yapılmasını engellemiştir…

Ama kongrede ilk kez, bütün ekonomik sorunların, dertlerin sıkıntıların konuşulup tartışılması çok yararlı olmuştur.
Ayrıca kongrede temel bir ilke de kabul edilmiştir. TAM SİYASAL BAĞIMSIZLIĞIN YENİDEN KURULDUĞU VE EKONOMİK BAĞIMSIZLIĞIMIZIN LOZAN'DA TARTIŞILDIĞI SIRADA VARILAN BU İLKE KARARI ÖZELLİKLE GÜNCEL VE DİPLOMATİKTİR.
BU İLKE ŞUDUR: EKONOMİK BAĞIMSIZLIĞIN HER KESİMİN MENSUPLARI TARAFINDAN TİTİZLİKLE KORUNACAĞINA AND İÇİLMİŞTİR. (MİSAK-I İKTİSADİ)
BÖYLECE “ULUSAL EKONOMİ İLKESİNE” gidiş gerçekleşme yoluna girmiştir.
Türkiye, İKTİSAT KONGRESİ’NDEN beş ay sonra LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI İMZALANDI.
Ve Cumhuriyet İlan edildi…

BİLİNDİĞİ GİBİ, LOZAN DA TÜM KAPİTÜLASYONLAR KESİN BİÇİMDE KALDIRILMIŞ, YABANCI DEVLETLERİN YURDUMUZDAKİ HER TÜRLÜ AYRICALIĞI SONA ERMİŞTİ.
Böylece içilen AND’IN amacı gerçekleşmiş oluyordu: EKONOMİK BAĞIMSIZLIK TA KAZANILMIŞTI.

Ya bugün; Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN bizlere kazandırdığı, Siyasal Bağımsızlıktan da Ekonomik bağımsızlıktan da söz edecekler beri gelsin…
Hatta Milletin birliğinden ve Vatanın bütünlüğünden dem vuracaklar da…
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK;
Devriminin önemli aşamalarından olan İzmir İktisat Kongresinin açılışının 92’nci yıl dönümünde aziz hatıran önünde saygı ile eğiliyor ve mahcubiyetimizi bildiriyorum…
Ne yazık ki size layık olamadık, hem sahiplenemedik, koruyamadık, hem de değerlerini bilemedik…
Affet bizi ATAM…

Ahmet AVCI
İZMİR
17 Şubat 2015



29 Ocak 2015 Perşembe

270- BİR AMELİYAT ÖYKÜSÜ VE MUTLULUĞUN RESMİ...

BİR AMELİYAT ÖYKÜSÜ VE MUTLUĞUN RESMİ…
E. Alb. Baki ÖZALP arkadaşımın 26 Ocak günü sabah 08’de ameliyat olacağı belli idi,  ameliyat öncesinde görebilmek amacıyla 06.20 de evden çıktım, 07.35’te BORNOVA ŞİFA HASTENESİN kapısında idim.
Kaldıkları odaya ancak beş dakikada ulaştım, ama arkadaşım, ameliyat için götürülmüştü.
Baki ile birlikte, hastane odasında sabahlayan Kıymet Hanım da yorgun ve endişeli idi…
Kıymet Hanımı teskin etmeye çalıştım, AMELİYATI nasıl izleyeceğimizi konuştuk ve AMELİYAT HANE kapısına gittik…
Ameliyathane önünde bekleyenler vardı, biz onlara katıldık.
Bir ekranda ameliyattakilerin adları yazılı idi. Baki’nin ameliyat başlangıcı olarak 08 yazılı idi…
İçeriden haber almak mümkün değildi…
Bekledik… Bekledik… Bekledik…
Ekranda: “BAKİ ÖZALP’IN ameliyatı bitti” yazısı, saat 11.30’da görüldü…
Yoğun bakımda olduğunu öğrendik, ama bilgi alamadık, ameliyatı yapan doktorla görüşmemiz istendi…
Prof Rauf Taner DİVRİK’İN  Yanına gittik…
Bizi iyi karşıladı…
Gözlerimiz üzerinde idi…
Hoca; kendinden emin biçimde, bizim tüm endişelerimizi giderecek açıklamalarını yaptı:
“AMELİYAT ÇOK İYİ GEÇTİ, ENDİŞE EDİLECEK BİR DURUM YOKTUR. HASTAMIZ DA İYİ. ŞİMDİ, ŞÜKRETMELİSİNİZ, BİR ŞÜKÜRÜ DE ODANIZA ÇIKTIĞINIZDA YAPMALISINIZ, ÜÇÜNCÜ ŞÜKÜRÜ DE EVİNİZE GÖTÜRDÜĞÜNÜZDE YAPARSINIZ. HASTANIZ KONTROLUMUZ ALTINDADIR. BURADA İKİ GECE TUTMAYI DÜŞÜNÜYORUM” dedi…
Biz de huzurla yanından çıktık…
Rahat bir nefes almıştık…
Kıymet Hanım odaya çıktı…
Ben de Allah’ıma şükrederek ve derin nefesler alarak Hastane önündeki alanda yağmur altında bir süre dolaştım…
Birkaç eşe dosta, arkadaşa telefonla bilgi verdim…
Telefonla görüştüğüm TUNCEL GÜLOĞLU arkadaşım hastaneye gelmek üzere olduğunu bildirince onu bekledim ve birlikte odaya çıktık…
Kıymet Hanımla birlikte Baki arkadaşımın YOĞUN BAKIMDAN çıkmasını bekledik…
Çıkma gecikince TUNCEL arkadaşımla, yoğun BAKIMA gittik…
En azından bilgi almaya çalıştık…
İlgiliyi bulamayınca Tuncel arkadaşımı uğurladım…
Ben yeniden açık hava yürüyüşünü sürdürdüm ve tekrar YOĞUN BAKIM yolunu tuttum…
İçeriden “İYİ OLDUĞU HABERİ” alınca rahatladım…
Bilgiyi Kıymet Hanıma aktardım…
Ve yine beklemeye koyulduk…
Nihayet; 17.20 de Odaya çıkartacağı haberi geldi…
Ve biz yine yoğun Bakım Ünitesi önüne gittik…
17.30’ da Baki arkadaşım sedye üzerinde kapıdan çıkartıldı…
Kıymet Hanım koştu; eşinin elini tuttu…
Kıymet Hanımın o anda gözlerindeki, ŞEVKAT VE MUTLUĞU gören gözlerimde yaşlar boşaldı…
Arkadaşım rahattı, yoğun bakımda ahbaplar bile edinmişti…
Personel de çok ilgili ve sevecendi…
Biz de onlarla birlikte odaya çıktık…
Baki’yi yatağına yerleştirdik…
Yapılacak işleri öğrendik…
Artık rahatlamıştık…
Kıymet Hanım bir gün önce den yorgundu…
Refakatçi olarak kalmak istediğimi söyledim…
Baki de beni destekleyince GÖREV BANA KALDI…
Kıymet Hanımı uğurladık…
Kat hemşireleri görevi devralmıştı, onlar da görevlerini titizlikle izlediler.
Saat 20 de sıcak çorba geldi…
Sürekli su içmesi istedi…
Ve saat 21’de ilk yürüyüşümüzü yaptık…
Baki arkadaşımın morali de iyi idi…
Arada ağrısı olunca hemşire geldi ağrı kesici yaptı…
Saim KÖOĞLU arkadaşımız ve eşi Gülsen Hanım saat 22 de ziyarete geldiler…
Bakiyle epeyce lafladık.
Eski günleri yâd ettik, gelecekten söz ettik…
Gece boyunca: NABIZ, ATEŞ VE TANSİYON ÖLÇÜMLERİ YAPILDI.
TAHLİL İÇİN KAN ALINDI…
Ciddi bir sorun yaşamadan sabahı yaptık…
Kahvaltıdan sonra yine yürüyüş yaptık…
Olabildiğince rahatlamıştı…
Ameliyatı yapan doktor geldi…
“TABLONUN İYİ OLDUĞUNU, NORMAL GIDAYA DÖNÜLEBİLECEĞİNİ ” söyledi.
Baki de artık rahatlamıştı…
Bir süre sonra Eşi Kıymet Hanım, Kızı Özlem ve Torunu BAKİ geldi…
Küçük Baki’nin dedesine sarılması görülmeye değerdi…
Ve Küçük Baki’nin, Büyük BAKİ’YE “geçmiş olsun dedeciğim” hitabıyla sunduğu armağan…
Küçük Baki’nin, dalgıç dedesi için yaptığı deniz altı resmi…
Bir anda, DEDENİN GÖZLERİ PARLADI… NEREDE İSE KALKIP TORUNUNU KUCAKLAYACAK…
“İŞTE” dedim; “MUTLULUĞUN RESMİ…”
Abidin DİNO mutluluğun resmini yapabilmiş miydi bilmiyorum ama Küçük Baki Dedesi için yapmıştı…
Artık yaşam normale dönüyordu…
Kıymet Hanım da görevi devralmaya hazırdı…
Ben de bu mutluluk tablosunu geride bırak huzur içinde evime yollandım…

27 OCAK 2015
Ahmet AVCI

Not:
Neden bu kadar uzun yazdım…
Baki benim hem arkadaşım, hem de Can KARDEŞİM…
Bir de; bu ameliyat kolay bir ameliyat değildi...
Dikkatim biraz da ondandı…










15 Ocak 2015 Perşembe

269- ŞIRNAK'TAN BİR İZİN ANISI

ŞIRNAK’TAN BİR İZİN ANISI…

(Bu anı 11 OCAK 2015 günü KHO1968 DEVRE GECESİNDE anlatılmıştır...)

Değerli Arkadaşlarım, en az bizim kadar asker olan Muhterem Hanımlar, burada sizlerle birlikte olmaktan son derece mutluyum…
Bu keyifli ortamda olsak da; Ülke sorunlardan ayrı kalmamız mümkün değil; Ozan Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun da dediği gibi;

Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş
Canıma ciğerime
Sapına kadar
Elma dalından uzağa düşmez
Ne yana gitsem nafile
Memleketin hali gözümden gitmez
Bin bir yerimden bağlanmışım
Bundan ötesine aklım ermez…

1992- 1993 YILLARINDA ŞIRNAK TUGAYI DESTEK KITALAR KOMUTANI İDİM…
Bu yıllar; BÖLÜCÜ TERÖRÜN AZGINLAŞTIĞI DÖNEM idi ve “Göstermelik Ateşkes Aldatmacası” olsa da büyüklerimizin deyimiyle DÜŞÜK YOĞUNLUKLU BİR SAVAŞ VARDI…
Bu dönemde iki kez ŞIRNAK TUGAYI VE ŞIRNAK KENTİ basılmıştı…
Kuzey IRAK’A Sınır Ötesi Harekât ta bu dönemde yoğunluklu olarak yapılmıştı ve bu harekâtta da TUGAYIMIZ kilit konumunda idi…
Biz Askerler olarak, yorulsak da tehlike altında bulunsak da; UMUTLU İDİK, ÜLKEMİZİN, BÖLÜNMESİ VE MİLLETİMİZİN PARÇALANMASI KONUSUNDA BİR ENDİŞEMİZ DE YOKTU…
Kendimize de Ordumuza da Milletimize de güveniyorduk…
TERÖRÜ BİTİREBİLECEĞİMİZ İNANCINDA İDİK, BÖLGEDE BÖLÜCÜ TERÖRÜ DESTEKLEYENLER bile AZINLIKTA İDİ…
Savaş ortamında olsak da; yaşam devam ediyordu…
Rütbelilerin çoğu görev bölgelerine evlerini de getirmemişlerdi…
Yaklaşık üç aylık aralarda kısa süreli de olsa izin verilirdi…
Kuzey IRAK Harekâtı sonrasında; izin verilme askıya da alınmıştı…
Önemli moral desteği olan izinin; bu uygulaması rütbelilerde de erlerde de huzursuzluk yaratmıştı, bizim astlarımız bizlere rahatlıkla ulaşabiliyorlardı ama, biz Ast Birlik komutanları, Tugay Komutanımıza bu sorunu iletemiyorduk…
İzin istemek de ayıp gibi geliyordu, o yaşlarda…

Ben “BU İZİN ÖYKÜSÜNÜ” sizlerle paylaşmak istiyorum:
Şırnak’tayız ama arada böylesi MORAL GECESİ de düzenleniyor…
İşte böyle bir moral gecesin de ben de bir fıkra anlatmak istediğimi söyleyerek mikrofonu elime aldım…
Tugay komutanımızın gözlerinin içine bakarak anlatmaya başladım:
Savaş zamanında; çok sevilen bir CEPHE KOMUTANI varmış, O da askerlerini çok severmiş.
Bir gün kışlayı dolaşırken üzgün bir askerini görmüş, derdini sormuş,  Er de; “KOMUTANIM, ASKERE GELMEDEN ÜÇ AY ÖNCE BİR OĞLUM OLDU, ŞİMDİ BİR YAŞINDA, ÖZLEDİM, BİR ANDA AKLIMA DÜŞTÜ.”
Komutanda; “OĞLUM, ALLAH BAĞIŞLASIN, TEZ ZAMANDA KAVUŞMANI DİLERİM” demiş ve oradan uzaklaşmış…
Gerekli emirleri vererek, o erin oğlunun kışlaya getirilmesini sağlamış…
Sonra o eri çağırtmış ve bakmış ki er yine süzgün; “Ne oldu asker, bak oğlunu da gördün neden yine üzgünsün?”
Asker de: “KOMUTANIM, SAĞOLUN, OĞLUMU GETİRTTİNİZ AMA BİR YAŞINDAKİ ÇOCUĞU ANASIZ BURADA NE YAPAYIM?”
Tugay komutanımızın gözlerine baktım; ANLAMSIZ BAKIYORDU…
Sonuç alınamamıştı…
“Komutanım, izniniz olursa bir de şiir okumak istiyorum” dedim…
Başıyla “olur” diye işaret verdi…

Ne yazık ki ozanını bilemediğim aklımdaki bir şiiri okumaya başladım…

“KARIM BENİM,
SEVGİSİ İÇİMDE TOMURCUKLANAN BAHARIM BENİM,
SAKIN İÇLENİP SÖYLENME, BU AYRILIK TA NEREDEN GELDİ DEME,
DOĞU’DA BİR DRAM OYNANIYOR KARICIĞIM, ÇELİK SÜNGÜLERLE…
ELVEDA KARICIĞIM, ELVEDA,
BU SEVDA BAŞKA SEVDA,
YURT SEVGİSİDİR BU,
İNAN Kİ SENDEN ÖNCE ONUNDUR, NEYSE BÜTÜN VARIM,
ARTIK, BOL IŞIKLI BİR YARINA ŞARKI SÖYLESİN ÇOCUKLARIM…
VE BUNDAN BÖYLE BOŞ KALAN YASTIĞIMA OĞLUM KOYSUN BAŞIN,
VE SEN ONA ADIMDAN ÖNCE ÖĞRETMELİSİN İSTİKLAL MARŞIN,
DUDAKLARINDA ŞANLI BAYRAĞIN İZİ
VE GÖZLERİNDE
YURDUN ENGİN DENİZİ DALGALANAN KIZIM BENİ SORARSA DE Kİ:
DÜN DEDEN YURT YOLUNDA ÖLMÜŞTÜ…
BUGÜN BABAN AYNI YOLUN DAHA ŞEREFLİSİNE DÜŞTÜ…
ANCAK, BUGÜN BU YOL HABUR KIYILARINDA BİTİYOR,
AMA ONUN GÖZLERİNDE;
YURDUN BÜTÜNLÜĞÜ, ULUSUNUN MUTLULUĞU TÜTÜYOR…
BÖYLE SÖYLE,
BÖYLE YAZ,
ÇÜNKÜ KARICIĞIM,
YURT OLMAYINCA HİÇ BİR ŞEY OLMAZ…”
Sessizce yerime Komutanın yanına oturdum…
Komutanın gözleri yaşarmıştı.
“Ahmet Yarbayım, sen izin mi istiyorsun” dedi.
Ben de “Hayır Komutanım; askerlerim izin istiyor” dedim…

Saygılarımla…

Ahmet AVCI
11 OCAK 2015


YORUMLAR:
Sayın Hemşerim, yazınızı zevkle okudum çok mutluluk duydum ve adınızı saklamaya aldım.
Sonsuz selam sevgi ve saygılarımı sunarım.
HALİT OVALI

Harikası Ahmet arkadaşım.
Mustafa ERKAN

Tam bir duygu denizine daldım sayende. Keşke bir kitap ta toplayabilsen bu güzel anılarını....
Cahit SARSILMAZ

Sayın Avcı,
Yüreğinizin en derin yerlerinden seslenişleriniz, bana Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin seslenişlerini çağrıştırdı!
Şu sıralarda onun kitabını okuyorum... İkinizin de beslendiği kaynak aynı olunca, aranızdaki benzerliklere şaşırmamak gerek...
Ben de zaten şaşırmıyorum.
Bu "Peygamber Ocağı" işte, çoğunlukla, sizleri böyle şekillendiriyor.
Ne mutlu sizlere ki bu duyguları, düşünceleri yaşam biçimleri yapmışsınız kendinize...
Teşekkürlerimle,
Lâle Gürman

 Çok güzeldi ağlaya ağlaya okudum, kendimi oradaki kahraman erlerden, kahraman subaylarımızdan ve o komutanınızdan biriymiş gibi okudum, iyi ki Askeri Lisede vatan sevgisi dopdolu olarak yetiştirildim diye kendime anlatınızdan pay çıkarıp sevindim, mutlu oldum, Kahraman Gazi arkadaşım, yeni yaşantında ailecek, mutlu olun, . İyi ki varsınız, teşekkürler...
ÜMİT ALTAN

Yürekten alkışladım dostum.
DOĞAN KAPKINER

Ahmet kardeşim ayni liseden mezun olmamızın ötesinde yurt ve Vatan sevgisinde paydaş olmamız bana ayrı bir zevk veriyor tatlı hatıranı göğsüm kabararak ve gözlerim yaşararak okudum. Âşık Veysel Hasan oğlan öğretmen okulunda saz şairliği yaparken sılasını dolayısıyla yeni evli eşini özlemiş (Olayı Erzincan Askeri lisesine büyük ozan gelmişti kendisinden öğrenmiştim) Müdürden izin isteyecek bir türlü söyleyemiyor bir akşam okulun Müsameresinde sahneye çağırıyorlar ''Yeni mektup aldım gül yüzlü yardan gözletme yolları gel diye yazmış Sivrialan köyünden bizim diyardan Dağlar mor menekşe gül diye yazmış Beserekte lale sümbül yürüdü Güldedeyi çayır çimen bürüdü Karataşta kar kalmadı eridi akar gözüm yaşı sel diye yazmış Şiir böyle uzar gider; Müdürde Veysel’e bir ay sıla izni verir. Sizin öykünüz bu dinlediğim güzel şiiri hatırlattı. İyi akşamlarımla gözlerinden öperim.

ABDURRAHMAN ÖNDER
Muhteşemsin Sevgili Ahmet Avcı Kardeşim. Yüreğine ve bileğine sağlık... Bu şiirin sahibi de asker, zannederim 2.Dünya Savaşı sıralarında yazılmış OKUL HAYATIMIZDA BEĞENEREK VE HİSLENEREK OKUDUĞUMUZ BİR ŞİİR... Şiir defterim Kırıkkale de olduğu için yazarına bakamadım...
MUHARREM KARAFİLİK

Muharrem bey şiir âşık Veysel’in BEN Erzincan as. Lisesinden 61-62 dönemi mezun olan bir arkadaşınızım. Pardon siz Ahmet beyin şiiri için demişsiniz.
ABDURRAHMAN ÖNDER

Blog Arşivi

Katkıda bulunanlar