12 Mayıs 2013 Pazar

177- SURİYE İLE SAVAŞA HAYIR!

SURİYE İLE SAVAŞA HAYIR…

11 MAYIS’TA REYHANLI’DA PATLATILAN VE 46 CANIN KAYBINA VE YÜZLERCE İNSANIMIZIN YARALANMASINA YOL AÇAN BOMBALARIN, KİM TARAFINDAN ATILDIĞINI HENÜZ BİLEMİYORUZ...
Bu patlamanın; ABD ile RUSYA’NIN; sorunun ‘Cenevre’de düzenlenecek bir toplantıda ele alınması mutabakatından’ sonra olması manidardır…
Özgür SURİYE ORDUSU ve Onu destekleyen Hizbullah ve Elkaide gibi örgütler; “ESAT REJİMİNİN DEVRİLECEĞİ” yönünde kendilerine söz ve güvence verildiği iddiası ile Türkiye’den daha fazla destek istemektedirler…
Hatta Türkiye’den hesap sormaya kalkmaktadırlar…
Bombalar, SURİYE, YABANCI SERVİSLER YA DA ÖZGÜR SURİYE ORDUSU TARAFINDAN ATILMIŞ OLABİLİR...
Ama SURİYE'NİN, BİLEREK VE İSTEYEREK  TÜRKİYE TOPRAKLARINA böyle bir eyleme kalkışmayacağı değerlendirilmektedir…
ANCAK, YABANCI SERVİSLER VE ÖZGÜR SURİYE ORDUSU İÇİN AYNI ŞEYLERİ SÖYLEYEMEYİZ…
Esad, gidici olmadığını kanıtlamıştır…
Ve Kendi ülkesinde birlik ve düzeni sağlamaya çalışmaktadır…
Bu durum, ABD planının tutmadığını, yeni bir şeyler yapmak  gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Zaten BM ve NATO bu pisliğe bulaşmak istememektedir…
Suriye’ye bir olup bitti ile Türkiye’nin MÜDAHALESİ SAĞLANMAK İSTENMEKTEDİR…
UYANALIM ARTIK:
ABD VE İSRAİL BİZİ SURİYE VE ORTADOĞU BATAKLIĞINA ÇEKMEK İSTEMEKTEDİR…
TÜRKİYE, AKLISELİMLE DÜŞÜNMEK VE DAVRANMAK ZORUNDADIR…
Öncelikle; dış politika gözden geçirilerek, SURİYE’NİN İÇ İŞLERİNE KARIŞMAKTAN VE SURİYE MUHALİFLERİNİ DESTEKLEMEKTEN VAZ GEÇMELİDİR…
ÜLKEMİZ, ANLAMSIZ VE GEREKSİZ BİR SAVAŞA SÜRÜKLENMEMELİDİR…
HİÇ KİMSENİN, MİLLETİMİZİN BAŞINI BELAYA SOKMAYA HAKKI YOKTUR…
ÜSTELİK, MİLLET YAŞAMI TEHLİKEYE GİRMEMİŞKEN!
TÜRKİYE’NİN SURİYE İLE BİR SORUNU YOKTUR…
SURİYE’DEN BİZE YÖNELEN BİR TEHDİT TE YOKTUR…

12 MAYIS 2013
        Ahmet AVCI

2 Mayıs 2013 Perşembe

176- 1 MAYIS İŞÇİ EMEKÇİLER BAYRAMI KUTLANDI MI!


1 MAYIS İŞÇİ VE EMEKÇİLER BAYRAMI KUTLANDI MI!
Taksim MEYDANI'NIN 1 MAYIS gösterilerine kapatılmasının tek GEREKÇESİ; "MEYDANDAKİ İNŞAAT ALANINDA ÇUKURLAR VAR, GÖSTERİCİLER, DÜŞEBİLİR..." 
Yani işçilerin çukura düşmesini önlemek için tedbir almayan devlet; göstericilerin çukura düşmesini engellemek için 20 binden fazla polise görev vermiş;  onlar da, önüne geleni dövmüş, su sıkmış, biber gazı sıkmış, koca şehirde ulaşımı felç etmiş, otobüsleri,  metroyu, çalıştırmamış, hastanelerde hastaların, havada kuşların yaşamını tehlikeye atılmıştır...  
Militanlar vardı, marjinal gruplar vardı, savunması bir devlete yakışmaz...
ÖZETLE, İŞÇİLERİN ÇUKURA DÜŞMESİNİ ENGELLEMEYE ÇALIŞIRKEN, KENDİSİ ÇUKURA DÜŞMÜŞTÜR...

27 Nisan 2013 Cumartesi

175- HANİ, PKK'YI ERGENEKON ÖRGÜTÜ YÖNETİYORDU!


HANİ; PKK’YI ERGENEKON, YÖNETİYORDU!

Türk ve Türklük düşmanları; bir yıl önce ekranlarda PKK'nın "Ergenekon'un bir uzantısı" olduğunu,"Ergenekon" adlı çatı örgütün PKK, DHKPC, Hizbullah gibi birbirinden farklı örgütleri yönetip yönlendirdiğini, kanlı eylemler yaptırdığını iddia ediyorlardı.

Ne ERGENEKONMUŞ ama; PKK ile TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ BARIŞ MASASINA DA OTURTMUŞ…

BU İDDİA SAHİPLERİ UTANÇ duyacaklarına; bugün, PKK'nın Kürt halkının siyasi temsilcisi olduğunu iddia edip, Öcalan canisini de Mustafa Kemal ATATÜRK ile mukayese ediyorlar...

Bunu yapanlara da yaptıranlara da yazıklar olsun…

26 Nisan 2013 Cuma

174- BABANI SANA ŞİKAYET EDİYORUM!


“BABANI SANA ŞİKÂYET EDİYORUM”
ERDAL AKYAZAN

Balyoz DAVASI, Silivri’de görüldü ve karara bağlandı.
Dosya, şimdi YARGITAYDA…
Gazete haberi gibi, oysa; soruşturma ve yargılama aşamalarında neler yaşandığını elbette, yaşayanlar bilir…
Hukuk deyip, geçebilir miyiz?
Bu davada; polis, savcı, yargıç, avukat, sanık, tanık, bilirkişi ve sanık yakınları var…
Ve TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ VAR…
Türk silahlı kuvvetleri personeli var, emekli ya da çalışan…
Az önce adını yukarıda verdiğim kitabı okuyup bitirdim…
“BABANI SANA ŞİKÂYET EDİYORUM”
Kitabı, özümseyerek ve altını çizerek hatta ders notu gibi okudum…
Yazar, tanımasam da meslektaşımdı…
Dava ve Karar Kamuoyunda çok tartışılmış ve kamu vicdanına sığmamıştı…
Özel Mahkemelerin kuruluşunun Anayasa’ya aykırı olduğu, uygulamaların da hukuka aykırı olduğu, güvendiğim hukukçularca dile getirilmişti…
Ayrıca; Hukuken de bu mahkemelerin varlığına son verilmişti.
Bu davada sanık olarak da yargılanan YAZAR; “ BU DAVANIN YARGILAMA DEĞİL, BİR HESAPLAŞMA OLDUĞUNU, KENDİSİNİN VE DİĞER YARGILANANLARIN,  hukuken haksızlığa uğratıldığını ve bunun da SAVCI VE YARGIÇLAR MARİFETİYLE yapıldığını kanıtlarıyla ortaya koymakta, savcı ve yargıç çocuklarını da göreve çağırmaktadır…”
Bu davayla ilgili çok yazı ve kitap okumuştum.  Özet olarak İDDİANAMEYİ de okumuştum…
Kitapta yazılanlar, benim de aklıma yattı…
Altını çizdiğim bazı satırları sizlerle de paylaşmak istiyorum:
·        “EĞER ORTADA BİR HAKSIZLIK VARSA VE BUNA KARŞI ÇIKILMIYORSA, BU BİZİ İNSAN YAPAN DEĞERLERİN NE KADAR YOZLAŞTIĞINI GÖSTERİR, ASLA HAKSIZLIK YAPANLARIN GÜCÜNÜ GÖSTERMEZ.”
·        “ADALET, ONURLU YAŞAMAK, KİMSEYE ZARAR VERMEMEK, HERKESİN HAKKINI TESLİM ETMEKTİR.” ULPİANUS- ROMALI YARGIÇ.
·        YARGILAMADA AMAÇ; ADLİ YOLLA, MADDİ GERÇEĞE
ULAŞMAK VE HUKUKİ SORUNU ÇÖZMEKTİR.”
·        “YARGIÇ, AKIL, YÜREK VE VİCDAN SAHİBİ OLMALIDIR.”
·        “BU DAVADA, BİLGİ YOK, DELİL YOK, İDDİA VAR.”
·        “İYİ İNSANLARIN, DOĞRU DAVRANMASI İÇİN YASAYA GEREK YOKTUR. KÖTÜ İNSANLAR İSE YASAYI ÇİĞNEMENİN ZATEN YOLUNU BULUR”
·        “BU DAVAYI HUKUKSUZLUĞUNA RAĞMEN REDDETMEDİM, ANCAK BİLİYORUM Kİ BABALARINIZ BANA ‘CEZA KESECEK’, AMA DAVAYI KAZANACAĞIM. SANIRIM FARKINDASINIZ, TARİHSEL SÜREÇ İÇİNDE DAVAYI KAZANMAK, BABABALARINIZA ‘CEZA KESİLMESİDİR’
·        BU DAVADA; BİR ULUSUN BİR PARÇASININ ÖBÜR PARÇASINA ARTIK NASIL DÜŞMAN GÖRÜLMEYE BAŞLADIĞINI HİSSETTİM. VE BUNUN NE BÜYÜK TEHLİKE OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜM. ÇOK AĞLADIM AMA TEK DAMLA GÖZYAŞI DÖKMEDİM.”
·        YAZAR; UĞUR MUMCU'DAN DA bir  alıntı yapmış: "BİR KİŞİYE YAPILAN HAKSIZLIK, BÜTÜN TOPLUMA VE İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ SUÇTUR. SUSMAYI YAŞAM BİÇİMİ HALİNE GETİRDİYSENİZ, ÜLKEDEKİ ADALETSİZLİKLER SİZİN SUSKUNLUĞUNUZDAN, EYLEMSİZLİĞİNDEN GÜÇ ALIR. GÖZLERİN VARSA GÖRECEKSİN. KULAKLARIN VARSA DUYACAKSIN. ELLERİN VARSA UZATACAKSIN." 

BU kitap için çok şey yazılabilir…
Ancak, ben okumanızı istiyorum…
Böylece; Hukukun ya da hukuksuzluğun ne olduğunu anlayabilirsiniz. HATTA, BALYOZ DAVASININ NE OLDUĞUNU DA…
Yazar, yalnızca bir sanık değil, iyi bir insan, iyi bir asker, iyi bir eş, iyi bir hukukçu, iyi bir aydın, iyi bir yurtsever…
Bu kitaptan kendi payıma ne çıkardım?
Öncelikle; bu davanın SAVCISI’NIN VE YARGICI’NIN YERİNDE OLMAK İSTEMEZDİM…
Hatta, ÇOCUKLARININ bile YERİNDE DE OLMAK İSTEMEZDİM…
Davanın; HUKUKİ BOYUTUNU TARTIŞMAK BANA DÜŞMEZ…
Ancak; ülke gerçeklerini izleyen bir yurttaş olarak, kendi adıma üzüldüğümü, yapılan hukuksuzlukları, haksızlıkları anımsadıkça; yaşam hevesimin kaçtığını belirtiyor ve bu kitabın; HUKUK FAKİLTESİ ÖĞRENCİLERİNE, GÖREVDEKİ SAVCI VE YARGIÇLARA TAVSİYE EDİLMESİNİ TÜRK HUKUKU adına diliyorum…

26 Nisan 2013
Ahmet AVCI

“Babanı Sana Şikâyet Ediyorum”- Erdal AKYAZAN
DESTEK YAYINEVİ- NİSAN 2013




173- TERÖRLE MÜCADELE!

MGK: TERÖR ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELEDE KARARLIYIZ!

HANGİ TERÖR ÖRGÜTÜ, ERGENEKON MU?

ADINI DA KEŞKE KOYSAYDINIZ...
PKK İLE MÜCADELEYİ BİTİRDİNİZ Mİ?
BÖLÜCÜ TERÖR BİTTİ Mİ?
“ANALAR AĞLAMASIN”I ANLADIK DA; “MİLLETİN ANASININ AĞLAMASINI” NASIL ÖNLEYECEĞİZ…
KANDİL TALİMATNAMESİNİ DİNLEYEREK Mİ BU KARARLARI ALDINIZ...
KANDİL, BAŞBAKANIMIZI, DİNLEMEYEREK, “SİLAHLI ÇEKİLME KARARI” ALMIŞ OLSA DA, SÜREÇ AKSAMAMIŞ, ÖYLE Mİ?
RAHATLADINIZ MI?

Karayılan’a göre AKP Hükümeti PKK’ya şu sözleri vermiştir:
(1)    Kürt halkına kimlik ve statü verilecektir; bu, anayasal güvence altına alınacaktır
(2)     PKK ile işbirliği yapılarak Güneydoğu Anadolu’da ve Türkiye - Irak – Suriye – İran Kürtleri arasında “Kürt milli dayanışma” konferanslarına izin, onay, destek verilecektir.
(3)     Apo başta olmak üzere teröristlerin tümü serbest bırakılacaktır.
(4)     Soruna yabancı devletlerin müdahil olması kabul edilebilir.

Merak bu ya: Büyük Kurulunuzun; bu taleplere ilişkin bir görüşünü de bir Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşı olarak merak etmekteyim…

BÜYÜK TÜRK MİLLETİNİN MİLLİ GÜVENLİK KURULU; "TERÖRLE MÜCADELEDE KARARLIYIZ" KARARI ALMIŞ...
VATANA VE MİLLETE HAYIRLI OLSUN!

22 Nisan 2013 Pazartesi

172- EGEMENLİK VE MİLLİ EGEMENLİK!



EGEMENLİK VE ULUSAL EGEMENLİK

            Egemenlik kavramı çok tartışılan; içten ve dıştan tecavüze, tasalluta uğrayan, gerçek sahiplerinin de onlar adına egemenliği kullananların da pek önemsemediği bir olgudur.
            Egemenliğin kaybı, ulusları köle ve tutsak yapar, gözyaşına boğar.
 Egemenliğin kazanılması da; gözyaşı, alın teri, acı ve kanla mümkündür.
            Egemenlik: Egemen olma hali; bir devletin başka bir devletin boyunduruğu altında bulunmaması, kendi kendini yönetmesidir.
            Egemen Devlet: buyruk ve hüküm sahibi; buyruklarını yürüten, bağımlı olmayan, devlet demektir.
            Egemen Eşitlik: Uluslar arası uygulamalarda; diğer devletlerle eşit olabilmektir.
           Milli egemenlik: Devletin dış güçlerden BAĞIMSIZLIĞI ve yönetim erkinin ALLAH’A, dine ya da geleneğe değil, Millete dayalı OLMASIDIR. (yasama, yürütme ve yargı gibi tüm devlet organlarını ve güçlerini kapsar)
            Milli İrade: yargı denetiminde yapılan, periyodik, serbest ve adil seçimler sonunda oluşan, Meclis’te temsil edilen siyasal güçtür. (iktidar ve muhalefeti kapsar)
            İktidar: Mecliste oluşan, Milli İrade’nin temsiline göre belirlenen yönetimdir. (Hükümeti ve hükümetin Meclis’teki gücünü belirtir)
            Bilindiği gibi; Osmanlı Devletinde; egemenlik tümüyle Osmanlı ailesine aitti. Ailenin en yaşlı ya da yetkin üyesi kim ise; O, ‘Egemenlik Hakkı’nı ailesi adına sınırsız olarak kullanırdı.
            Osmanlı’da; özellikle Halifeliğin kabulünden (1517) sonra iktidar, Tanrısal iradeye dayatılmıştı.
            Devletin başı olan ve devletin kendisi sayılan Padişah; doğrudan doğruya tanrısal irade ile iktidara sahip bulunuyor ve devleti yönetiyordu.
            Egemenliğin kaynağı ve dayanağına dokunulmadan, yalnızca Padişahın yetkilerinin sınırlandırılması ya da egemenliğine ortak olunması çabaları, Osmanlı devletinin son dönemlerinde, görülmüş ise de; Sened-i İttifak, Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, Birinci ve İkinci Meşrutiyetler, gibi düzenlemeler (AÇILIMLAR) ne devleti ne de Saltanatı kurtarabilmiştir.
            Birinci Dünya Savaşında yenilen Osmanlı Devleti, egemenliğini de Saltanatını da İtilaf Devletlerinin insafına bırakmıştır.

            Ancak; Türk Usunun Büyük Önderi Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi ile ‘VATANIN BÜTÜNLÜĞÜNÜ VE ULUSUN BAĞIMSIZLIĞINI, YİNE ULUS’UN AZİM VE KARARININ KURTARACAĞINI’ dünyaya duyurmuştur.
Bu karar; Erzurum ve Sivas Kongrelerinde pekiştirilmiş, TBMM’NİN 23 Nisan 1920’de açılmasıyla da Yeni Türk Devleti Ülküsü gerçekleşmiştir.
“Egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur.” hükmü Yeni Türk Devletinin egemenlik hakkını; kaynağını halktan alan İnsan Hakları Esaslarına dayandırıyordu.
23 Nisan 1920’de; Egemenlik, İstanbul’dan Ankara’ya (Saltanattan, Ulus’a) geçmekle kalmıyor, Egemenliğin kaynağı ve yapısı da değişiyordu.
Dinsel ve geleneksel Osmanlı Egemenliğinin yerine ULUS EGEMENLİĞİ geçiyordu.
Osmanlı Devletinin karşısında; tüm siyasi ve hukuki yetkileri elinde toplayan TBMM, bir İhtilal Meclisi olarak, tarihi bir sorumluluk yükleniyordu.
Artık ‘ULUSAL EGEMENLİĞİN’  önünde ne zincirler ne de tahtlar ve taçlar durabilirdi.
Meclisin kurucusu Mustafa Kemal, bu olayı; “23 Nisan 1920, Türkiye Milli Tarihi’nin başlangıcı yeni bir dönüm noktasıdır. Bütün bir husumet dünyasına karşı, ayaklanan Türkiye Halkının TBMM’Nİ vücuda getirmek, hususunda gösterdiği mucizeyi ifade eder” sözleriyle değerlendirerek, ‘MECLİSİ ULUSAL İRADENİN’ eseri olarak göstermiştir.
23 Nisan 1920’te Ankara’da Meclis açıldıktan sonra; adını koyan ilk kararında; TBMM deyimini kullanmıştır. TBMM,  ‘Türk Ulusunu temsil edecektir.’
Adının başındaki “TÜRKİYE” sözcüğü devlet yaşamında ilk kez kullanılmaktadır.
Osmanlı Anayasasında; Devlet; “Osmanlıdır”, Saltanat; “Osmanlıdır”, Ülke; “Osmanlıdır”, Uyruklar; “Osmanlıdır.
Oysa açılan yeni dönemde; “Türklük”, “Osmanlılık” ın üzerine çıkmaktadır.
Artık Türk Milliyetçiliği de filizlenmektedir.
Kurulan yeni devlet; temelini Türk Ulusu’na dayandırmaktadır. Bunun da bir DEVRİM olduğu görülmektedir.
Göksel İrade; yerini insan iradesine, beşeri İRADE’YE bırakmıştır. Egemenliği kullanma hakkı, fiilen halkın temsilcileri tarafından, halk adına kullanılmaya başlanmıştır.
Ulus Egemenliği ile Kurtuluş Savaşı kazanılmış, Emperyalizm ve Hıristiyanlık yenilmiş, Megalo İdea ortadan kaldırılmış, Sevr Antlaşması yok edilmiş, Batı Anadolu ve Trakya işgalden kurtarılmış, Doğu Sorunu çözülmüş, Saltanat ve Halifelik kaldırılmış, Lozan Antlaşması ile Birinci Dünya Savaşı hesapları ve yüzlerce yıllık sorunlar çözülmüş, Misak-ı Milli esasları yaşama geçirilmiş ve Yeni Türk Devleti Dünyaya tanıtılmıştır.
Mustafa Kemal’in hedeflediği DÜZENİ, yani “Milli Egemenlik ve Bağımsızlığa bağlı, aynı zamanda barışçı ve insancı, Milliyetçi, Laik, Halkçı, Demokratik Parlamenter Sistemi benimsemiş, Atatürkçü özde Devrimci, tüm Dünya Uluslarıyla her alanda işbirliğine açık, her türlü diktayı reddeden, Haklar, Hürriyetler ve Kalkınma düzenini” kurma çabasına girmiştir.
93 yıl önce bugün; egemenlik, hanedandan sökülüp alınarak, gerçek sahibine teslim edilmiştir.
Bu uygulama ile Türk Toplumunun, Ümmet’ten Ulus’a, ‘Kulluk’tan ‘Yurttaş’lığa geçişi sağlanmıştır.
Bu Devrimi gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk ve dava Arkadaşlarını şükranla yâd edelim ve bize kazandırdıklarının değerini bilelim.
VE BU BİLİNCİMİZİ KORUYARAK, BİZİ YENİDEN “ÜMMET”E VE “KUL” OLMAYA DÖNÜŞTÜRMEK İSTEYENLERİ, AÇILIMLARLA; EGEMENLİĞİMİZİ; BÖLÜCÜLERLE PAYLAŞTIRMAK İSTEYENLERİ, BOP VE KÜRESELLEŞME MASALLARIYLA BİZİ AB VE ABD’YE,  MAHKUM ETMEK İSTEYENLERİ DÜŞ KIRIKLIĞINA UĞRATALIM…

Ahmet AVCI
İZMİR
23 NİSAN 2013                       



20 Nisan 2013 Cumartesi

171- MHP İZMİR BAYRAK MİTİNGİ!


MHP’NİN İZMİR BAYRAK MİTİNGİ…

20 Nisan 2013 Cumartesi; İzmir’in en güzel BAHAR günlerinden…
İzmirli, GÜNDOĞDU MEYDANI’NI SAAT 15.00’TE DOLDURDU…
Alanda TÜRK BAYRAĞI ve MHP flamaları dalgalanıyordu…
2007’deki BAYRAK mitinglerini anımsatırcasına, her yer KIRMIZI BEYAZDI…
ANCAK, BİR COŞKU EKSİKLİĞİ VARDI…
MHP’Lİ DEĞİLİM,  ancak ben de eşimi dostumu alarak alana geldim…
Anlıyorum ki; alanda MHP’YE oy vermemiş, birçok İZMİRLİ var…
Heyecanla; DEVLET BAHÇELİ BEKLENİYOR…
BAHÇELİ, KONUŞMASINDA; UZUN SÜRE BAYRAKTAN VE BAYRAĞIN ANLAMINDAN ve KUTSİYETİNDEN SÖZ ETTİ…
MİLLİYETÇİLİK ÜZERİNDE DURDU…
HÜKÜMET’E; MİLLİYETÇİLİK ÜZERİNDEN ÇATTI… YÜKLENDİ…
PKK ile görüşmeleri; dile getirmesi VE YANLIŞLIĞI VURGULAMASI, ALAN’DA ÖFKE SELİ YARATTI…
Alanda yükselen; “ÖL DE ÖLELİM, VUR DE VURALAIM” sloganları üzerinden; HÜKÜMETİ VE PKK’YI UYARDI…
BİLDİK KONUŞMALARDI…
İZMİR’İ DALGALANDIRMASINI BEKLERDİM…
İZMİR’İN HASSASİYETLERİNE DOKUNMADI…
ERGENEKON VE BENZERİ DAVALARDAN SÖZ ETMEDİ…
YARGI YOLUYLA SÜRDÜRÜLEN İNFAZ VE ADALETSİZLİKLERİ DİLE GETİRMEDİ…
ASKER, AYDIN, GAZETECİ VE SİYASETÇİ KIYIMINI ANIMSATMADI…
MHP’LİLER ELBETTE MEMNUN VE MULUYDU AMA; sanırım sıradan İZMİRLİ ALANDAN BİRAZ BURUK AYRILDI…
Ahmet AVCI

Blog Arşivi

Katkıda bulunanlar