26 Aralık 2010 Pazar

42-İSMET İNÖNÜ VE YAKIN TARİHİMİZ!

Ahmet Avcı       
25 Aralık 2010


İSMET İNÖNÜ ve YAKIN TARİHİMİZ!


         37 yıl önce aramızdan ayrılan Büyük Devlet adamı İsmet İnönü’nün şu ünlü sözü ile başlamak istiyorum.
         “Bir ülkedeki, namuslu insanlar, en az namussuzlar kadar cesur olmadıkça o ülke için kurtuluş yoktur.”

Türkiye Cumhuriyeti’nin İlk Başbakanı, ikinci Cumhurbaşkanı, Mustafa Kemal Atatürk’ün yakın silah ve çalışma arkadaşı İsmet İnönü;
1884 yılında İzmir'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas'ta tamamladı. 1897 yılında İstanbul'daki Mühendishane İdadisi'ne gitti. 1901'de Mühendishane-i Berri-i Hümayun'a (topçu okulu) başladı, Bu okulu 1903'te topçu teğmeni olarak bitirdi. 1906'da Erkân-ı Harbiye Mektebi'ni birincilikle bitirerek kurmay yüzbaşı rütbesiyle Edirne'deki 2. Ordu'nun 8. Alay'ında bölük komutanlığına atandı.
1908'de kolağası oldu ve 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) olarak bilinen ayaklanmayı Selanik'ten gelerek bastıran Hareket Ordusu'nda görev aldı.
1910'da Yemen Ayaklanması'nı bastırmakla görevlendirilen Ahmet İzzet Paşa'nın karargâhında görevlendirildi. Buradaki hizmetleri nedeniyle kendisine dördüncü dereceden Mecidiye Nişanı ve bir yıl kıdem verildi. 26 Nisan 1912'de binbaşılığa yükseltildi ve Yemen Mürettep Kuvvetleri Kurmay Başkanı oldu.
           Bu ve bundan önceki görevlerinde sınır sorunları ve asilerle yapılan anlaşmalarda başarılı hizmetleri ve meslekî özellikleriyle dikkati çekti.
Balkan Savaşı çıkınca (1912) İstanbul'a döndü (1913). Çatalca'daki sağ cenah komutanlığı emrine verildi.
1914'te Harbiye Nazırlığı ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliğine (Genelkurmay Başkanlığı) atanan Enver Paşa'nın başlattığı ordunun yenileştirilmesi hareketinde etkin rol oynadı.
9 Kasım 1914'te Kaymakam (yarbay), 14 Aralık 1915'te Miralay (albay) oldu ve Çanakkale'deki 2. Ordu'nun Kurmay Başkanlığına atandı.
Daha sonra, Doğu Cephesi'nde görevlendirildi.
Bu sırada Mustafa Kemal Paşa da  bu ordunun 16. Kolordu Komutanlığına atamıştı.
 İsmet Bey, 1916'nın yaz aylarında bir süre çarpışmaları yönetti. Ocak 1917'de 2. Ordu Komutan vekili Mustafa Kemal Paşa'nın önerisiyle 4. Kolordu komutanlığına getirildi; stratejik birliklere komutanlık dönemi de bu göreviyle başladı.
Mustafa Kemal Paşa ile birlikte çalıştı ve yıllar süren dostlukları ile devletin geleceği hakkında ortak fikirleri gelişti.
Mayıs 1917'de Suriye Cephesi'nde 20. Kolordu Komutanlığına, 19 Haziran'da da 3. Kolordu Komutanlığına atandı.
Bir süre sonra İstanbul'a geri çağrıldı ve Halep'te 7. Ordu'nun oluşturulmasında görev aldı. Daha sonra bu orduda Kolordu Komutanlığına getirildi ve 7. Ordu'nun Komutanlığını üstlenen Mustafa Kemal Paşa ile gene yakın ilişki içinde oldu.
Mütareke döneminde Genelkurmay Karargahında görev aldı.
Milli Mücadele başlayınca da Mustafa Kemal Paşa ile yakın işbirliğini sürdürdü. Bu arada bir kaç kez Ankara’ya gelerek Mustafa Kemal Paşa’ya yardımcı oldu.
16 Mart 1920’de İstanbul resmen İtilaf Devletlerince İşgal edilince de Ankara’ya geçti.
23 Nisan 1920'de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) Edirne milletvekili olarak katılan İsmet Bey, 3 Mayıs'ta İcra Vekilleri Heyeti'nde erkân-ı harbiye-i umumiye vekili (Genelkurmay başkanı) oldu. Bu görevi üstlendiğinde albaydı ve kendisinden hem rütbe, hem kıdemce çok ileride komutanlar da vardı. İsmet Bey, 6 Haziran'da İstanbul'da divanı-harp tarafından gıyabında ölüm cezasına çarptırıldı.

25 Kasım 2010 Perşembe

41-ANTALYA GEZİSİ NOTLARIM

Ahmet AVCI
FETHİYE
13 KASIM 2010


ANTALYA GEZİSİ
08–09–10–11–12 KASIM 2010

KHO 1968 Devresi ANTALYA grubunun yaptığı düzenleme ve DEVREMİZİN mensuplarından 153 kişinin katılımı ile 8 KASIM 2010 Pazartesi günü ANTALYA TOPKAPI PALAS otelinde toplandık.
Antalya Grubunun yaptığı düzenlemenin mükemmelliği, Hava Limanından itibaren kendini gösteriyordu.
Oteldeki, karşılama ve Otel odalarına yerleşme çok iyi planlanmıştı.
Başta Bülent Mastar Paşa olmak üzere tüm emeği geçen arkadaşlarımıza; bizlere böylesi bir tatil yaşattıkları için ailece şükranlarımızı sunarız…
Açık yüreklilikle belirtmeliyim ki ailece geçirdiğimiz en güzel tatildi…
Antalya Grubunun yükselttiği çıtayı umarım ve dilerim diğer grup yönetimleri de dikkate alırlar…
Ömer HAYYAM’ın çok beğendiğim bir dörtlüğü var:

Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim.
Ceyhun Nehri kanlı gözyaşımızdır bizim.
Cehennem boşuna dert çektiğimiz günler,
Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim…

Gerçekten Antalya’da geçirdiğimiz beş günümüz de; “Gün ettiğimiz günler” den oldular… Bu beş günü, yaşanmış günlerimize ekledik…
Ağrılarımızı, günlük dertlerimizi, sızılarımızı, çocuklarımızı ve torunları unuttuk. Şekerimizi, kolesterollerimizi, tansiyonlarımızı da önemsemedik…
Aslında; bu hoşluklara itirazı olanlar da vardı: Çoğunluk, “Cennet gibi bir yermiş” derken, arkadaşımız Günay da (soyadını yazmayayım, bu kral arkadaşımın çapraz sorguya alınmasını istemem) “Her şey iyi de bildiğimiz CENNET’TE başka şeyler de olmayacak mıydı?” deyiverdi…

5 Kasım 2010 Cuma

40- MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü ANLAMAK!

Ahmet AVCI                                                             
          İZMİR
         KASIM 2010


MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’Ü ANLAMAK 



“Milletler, maddi ve manevi güçlerini yitirmekle yıkılmazlar.
                                    Milletleri yok eden illet; HAFIZALARINI YİTİRMİŞ OLMALARIDIR.
                                                                                                    Prof. Dr. Güstav le Bon.

                       

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk: ”Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir, benim manevi mirasım bilim ve akıldır.” demişti.
Bir ülkenin onurunu, saygınlığını koruyarak, nasıl değiştirileceğini, dönüştürüleceğini, nasıl çağdaş ve örnek cumhuriyet haline getirilebileceğini; hem tarih yazarak hem de tarihe not düşerek gösteren Atatürk’ü özlemle anıyor ve arıyoruz.
O’nu hissediyor, seviyor ve sayıyoruz.
Onsuz geçen 72 yılda acaba O’nu yeterince anlayabildik mi?
Atatürk’ü önce tanımalı, sonra anlamalı ve tamamlamalıyız.
    

26 Ekim 2010 Salı

39- CUMHURİYETİMİZİN İLAN EDİLİŞİ VE 87 YIL SONRA TÜRKİYE

Ahmet AVCI                                                                   
İZMİR 27 EKİM 2010


              CUMHURİYETİMİZİN İLAN EDİLİŞİ ve 87 YIL SONRA TÜRKİYE

“Bütün millet emin ve müsterih olsun ki, Devrimi yapanlar, karşı güçleri, çıktıkları noktada imha edecek, kudret, kabiliyet ve tedbire sahiptirler”
Mustafa Kemal PAŞA


          Cumhuriyete giden süreçte; Ulusal Kurtuluş Savaşı başarı ile sonuçlanmış, Saltanat kaldırılmış ve Lozan Barış Antlaşması imzalanmıştır. Osmanlı Devletinin kabul ettiği Mondros Mütarekesi ve Sevr Barış Antlaşması, tarihin çöplüğüne gömülmüştür.
          Böylece, 1919–1923 yılları arasında, elde edilen Askeri ve Siyasi alandaki bu başarılardan sonra Türk Devleti yeni bir döneme girmiştir.
          BU, ARTIK “BARIŞ DÖNEMİDİR”.
          Türk Ulusunun bu yeni barış döneminde, Modern ve Çağdaş ölçülerde, KALKINMASI gerekiyordu. Bunun için de Türk Devleti; modern, çağdaş, laik bir yapıya kavuşmalıydı.
         

18 Ekim 2010 Pazartesi

38- YA DEVLET BAŞA YA KUZGUN LEŞE!

 Bugün "19 EKİM". Bu tarih, sizlere bir şey hatırlatıyor mu?
"Unutmak"  duygusu ne yazık ki genlerimize işlemiş...
"19 Ekim" Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Bölücü Terör örgütünce, teslim alınışının, ünlü "HABUR KEPAZELİĞİNİN" BİRİNCİ YIL DÖNÜMÜ...
Bir yılda nereden nereye geldiğimiz de gün gibi açık...
         Geçtiğimiz yıl, bu olay sonrasında kaleme aldığım "YA DEVLET BAŞA YA KUZGUN LEŞE" KONULU yazımı HOŞGÖRÜNÜZE  sığınarak paylaşmak istiyorum...
Saygılarımla.

Ahmet AVCI



                              YA DEVLET BAŞA YA KUZGUN LEŞE!

         

Yüreğim yanıyor dostlar!
         
Ya devlet vardır, ya da yoktur…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne; “bu zilleti yaşatmaya” kimsenin hakkı da yoktur.

Blog Arşivi

Katkıda bulunanlar