25 Kasım 2014 Salı

259- SINAV

SINAV

Zor iştir sınav…
Bizim dönemimizde nasıldı unuttum…
Ama çocuklarımızla da sınavlara girdik…
Şimdi de torunlarımızla birlikte yine sınavdayız…
Bugünkü; TEOG SINAVI imiş…
Torunum ATA da bu sınava giriyor…
Hedefi MALTEPE ASKERİ LİSESİ ya da BORNOVA ANADOLU LİSESİ…
ALLAH TÜM ÖĞRENCİLERİMİZE ZİHİN AÇIKLIĞI VE BAŞARI VERSİN…

Doğal olarak bugün sabah evimizde gündemde olan OLGU okul ve sınav idi…
ATA bizden uzaktaydı ama biz ATA’YI avutur gibi kendimizi avutuyorduk…

Ben; “bu soğukta en iyisi evde oturmak” deyince, konu açıldı…
VE Öğretim üyesi olan ve liseli kızıyla birlikte evden çıkmaya hazırlanan kızım, bir öykü anlatı:


“Okullu bir kız çocuğu; ‘bizi okula yolladıktan sonra, ANNEMİN YATTIĞINI ÖĞRENDİKTEN SONRA, EV KADINI OLMAYA KARAR VERDİM’ DEMİŞ”

Torunum Ata’nın küçüğü EDA’NIN da bir öyküsünü duymuştum:
Eda bu yıl ANA SINIFINA başlamıştı…
Başlangıçta da okulu ve öğretmenini çok sevmişti…
Bugünlerde BABAANNE yanlarına gidince de okuldan kaytarmaya başlamış…
Okul için zorlayınca da “O KONUYU AÇMAYIN” diyormuş…

Benzer bir öyküyü de Kardeşim kendi torunu için anlatmıştı:
Onun torunu da bu yıl ANA SINIFINA başlamış…
O da başlangıçta çok sevmiş okulu…
Bir süre sonra da ailesine demiş ki:
“OKULDA O KADAR MUTLUYUM Kİ; BANA KARIŞAN, ANNEM YOK, BABAM YOK, ABLAM YOK, BİR DE DERS OLMASA DAHA ÇOK SEVİNECEĞİM.”

Evet; çocuklarımıza, öğrencilerimize başarı diledik…
Öğrenci aile büyüklerine de sabır diliyorum…

Ahmet AVCI



23 Kasım 2014 Pazar

258- İLK ÖĞRETMENİM OSMAN TAŞÇI

İLK ÖĞRETMENİM - EĞİTMEN-
RAHMETLİ OSMAN TAŞÇI…
VE
YAŞAMIMDAN BİR KESİT

Elazığ merkez köylerinden ÇULÇAPUR (DEDEPINARI) da dünyaya gözlerimi açmışım.
İlkokula da köyümde başladım…
Okulumuz tek odalı kerpiç bir dam idi…
Kara tahtamız vardı ama sıramız yoktu…
Ders aracı olarak, küre ve bir harita anımsıyorum…
Evimizden getirdiğimiz, gem iskemlelerinde oturarak, dersi izlerdik, kitaplarımız dizimizin üzerinde olurdu, yazılarımızı da dizimizin üzerinde yazardık…
Tek kitabımız olurdu: BİRİNCİ YIL- İKİNCİ YIL- ÜÇÜNCÜ YIL gibi…
Okulda toplam dokuz öğrenci idik, bir arkadaşımız da rahatsızlanınca sekiz öğrenci mezun olabildik…
En sevdiğimiz etkinlik sabah okuduğumuz ANDIMIZ ve Bayrak Törenleri idi…
Okulumuzda kız öğrenci yoktu…
Ama okul öncesinde benim de gittiğin KÖY KURAN KURSUNDA kız öğrenci sayısı sanırım erkeklerden fazla idi…
Okulumuzun sobası için odunu da her sabah evimizden getirirdik…
Öğretmenimiz; tezek kabul etmezdi… Biz de düzgün odun götürmeye çalışırdık…  Uyduruk odun götürünce; öğretmenimiz, iyi odun götürünce de anamız kızardı…
Öğretmenimiz Osman TAŞÇI; Köyümüz halkındandı… Askerde okuma yazmayı öğrenmiş, çavuş olmuş, sonra da kısa süreli bir kursa katılarak, KÖY EĞİTMENİ OLMUŞ…
Ve köyümüze atanmıştı.
Eğitmen olduğu için ilkokul üçe kadar eğitme yetkisi vardı…
Köyümüzden üçüncü sınıfı bitirenler, diplomasını alır; 4 ve 5. Sınıflar için 3 km. ötedeki komşu köye giderlerdi…
Bizim gruptan önce dört dönemi mezun etmişti…
Atatürk’ün İRFAN askeri idi…
Köylümüzün de sevip saydığı bir kişi idi…
Temel eğitimi aldığım, benim ve diğer öğrencilerinin yaşamına yön veren öğretmenim Rahmetli Osman Taşçı şahsında; Atatürk’ün tüm İRFAN ORDUSUNU selamlıyor, Öğretmenler Gününü yürekten kutluyor ve ellerinden öpüyorum…
Ahmet AVCI






22 Kasım 2014 Cumartesi

257- İZMİR SESSİZ ÇIĞLIK 112

 İZMİR SESSİZ ÇIĞLIK…(112)

Değerli Yurtseverler, Atatürkçüler…
ADALETSİZLİĞİ, Ergenekon ve benzeri davalardaki hukuksuzlukları dile getirmek ve haksız yere özgürlükleri elinden alınan Askerlerin, Aydınların ve Gazetecilerin yanında olduğumuzu vurgulamak için 112’nci kez Konak Meydanındayız…
Tutsakların önemli bir bölümü özgürlüklerine kavuştu.
Ancak, hala demir parmaklıkların ardında kalan, yurtseverlerimiz var…
Milli Orduya KUMPAS kurulduğu; en yetkili ağızlarda dillendirildiği halde; bu kumpasın gereği hala yapılamıştır…
Kumpası kuranlar, hala işlevlerini sürdürdüğü gibi kumpasa uğrayanlara da itibarları ve hakları iade edilmemiştir…
ASKERİMİZE, Aydınlarımıza, Gazetecilerimize nasıl SAHİP ÇIKTIYSAK, VATANIMIZA, CUMHURİYETİMİZE, BAYRAĞIMIZA VE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN İLKE VE DEVRİMİNE de öyle sahip çıkacağız!
Adalet dağıtması gereken Türk yargısı, adaletsizliğin ve zulmün bir parçası olmuştur…
Türk Halkı, artık; adaletin, “MÜLKÜN TEMELİ” OLMADIĞI’NI anlamıştır.
Türk Halkı; kararların “TÜRK MİLLETİ ADINA” verilmediğini görmüştür…
Ve artık biliyoruz ki: Ergenekon tertibi, bir AKP, Cemaat, PKK ve ABD, tertibidir…
 Hedef; Komutanlar şahsında ve Türk Milleti nezdinde; Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmak, maddi ve manevi gücünü kırmaktır…
Milli Ordu’ya kumpasın devamı olarak Silahlı Kuvvetlerin bir parçası olan Jandarma Teşkilatımız da kaldırılmak istenmektedir…
Güvenlik birimlerinin birleştirilmesi konusu öteden beri tartışılmaktadır…
Buna elbette siyasi irade karar verecektir…
Ancak bu gereklilik; Bebek katili bölücü başı adına dillendirilen DARBE PARANOYASININ bir aracı olmamalıdır…
İki yüz yıl önce bile Napolyon; bir devleti yıkmak istiyorsanız; “ÖNCE JANDARMASINI ELİNDEN ALMALISINIZ” demiştir…
Atatürk de; Türk Jandarmasının değerini şu sözleri ile vurgulamıştır: “JANDARMA, HER ZAMAN YURT, ULUS VE CUMHURİYETE AŞK VE SADAKLA BAĞLI; TEVAZU, FEDAKÂRLIK VE FERAGAT ÖRNEĞİ BİR KANUN ORDUSUDUR”.
Dostlarım; değerlerimize, geçmişimize, kuruluş felsefemize, devletimizin kurucularına, anayasamıza, milletimize, kimliğimize, varlık sebeplerimize, kahramanlarımıza düşmanca sardırılmaktadır…
Analar, ağlamasın, safsatası ve Barış Süreci yutturmacasına ile başlatılan ortamda;  PKK’NIN silah bırakacağı iddiası boş çıkmıştır ve PKK silahlı olarak şehre inmiştir…
Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü Terörist başı Türk Devleti ile eşit düzeyde müzakere yapabilir konuma getirilmiştir…
Ve artık Güney Doğu’da PKK egemenliğini kurmuştur…
PKK; Türk Devletini yendiğini düşündüğünden, Huda Par denilen dinci örgütle mücadele etmektedir…
Şehirlerde dolaşan sivil askerlerimiz kafasına kurşun sıkılarak infaz edilmektedir…
Bayrağımız yakılmakta, Atatürk heykelleri yıkılmaktadır.
KAMU DÜZENİ diye bir şey kalmamıştır. Bölge Halkı BÖLÜCÜ TERÖRÜN insafına terk edilmiştir…
Askerler kışlalarında ve Güvenlik Kuvvetleri karakollarında sığıntı durumlarında dırlar…
Bölücü örgütler, Doğu ve Güney doğuda kendi güvenlik güçlerini oluşturmuşlardır…
“Teröristle görüşen şerefsizdir…” yaftası hala Kayseri Meydanında havada durmaktadır ve sahiplerini beklemektedir…
Bebek katili bölücü başı bugün bile siyasal iktidarı “ASKER DARBE YAPACAK” diye tehdit edebilmektedir…
Ülke bölünmekte ve Millet parçalanmaktadır…
Bölücü terörle müzakere değil mücadele edilmesi gerektiği anlaşılamamıştır…
Kıbrıs ve Ege’deki hayati çıkarlarımız göz ardı edilmiştir…
Devletimiz, Irak ve Suriye’de kirli bataklığa sürüklenmiştir…
“YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ” ilkesinin yerini; STRATEJİK DERİNLİK ALDI ancak TÜM KOMŞULARIMIZ LA DA HASIM OLDUK…
Şaka gibi ama; Ülkemizde; yolsuzluklar devlet üst kademelerinde yoğunlaşmışken; Türkiye, G-20’de 1 ARALIK itibariyle “YOLSUZLUKLA MÜCADELE DÖNEM BAŞKANI” oluyor…
Sorun; AKP ZİHNİYETİ, paralel yapı VE BÖLÜCÜ KÜRT OLAYI değildir…
Sorun; Atatürk'e, Cumhuriyetimizin kurucu ideolojisine, Aydınlanma Devrimine, düşman olan Emperyalist İŞBİRLİKÇİSİ ZİHNİYETTİR…
ÖNCELİKLE BU ZİHNİYET YOK EDİLMELİDİR…
Sessiz ÇIĞLIK eylemlerimiz sürecektir…
Amerika’yı yeniden keşfetmeyeceğiz.
Laik, Demokratik, Sosyal, Hukuk Devletimize ve  Cumhuriyet Rejimimize sahip çıkacağız…
Kaybolan Hukuk düzenini yeniden kurcağız…
Biliyoruz ki Hukuk işlemezse; DEMOKRASİ DE KARDEŞLİK DE ÖZGÜRLÜK DE EŞİTLİK DE OLMAZ…
Ülkeyi böldürmeyeceğiz.
Milleti parçalatmayacağız…
Durmayacağız, Susmayacağız, Sinmeyeceğiz…
Tehlikenin farkındayız ve çözüm yolunu da biliyoruz…
Saygılarımla…

Ahmet AVCI
22 KASIM 2014





5 Kasım 2014 Çarşamba

256- MİLLİ MÜCADELE BAŞLANGICINDA MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN ORTAYA KOYDUĞU HEDEFLER:

             MİLLİ MÜCADELE BAŞLANGICINDA MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN ORTAYA KOYDUĞU HEDEFLER:

        Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesi ile Bağımsızlığını, Refahını, Ülkesini, Ülkülerini yitirmiş, korkunç bir gelecekle baş başa kalmıştı. Milyonlarca insanını, vatanlarca toprağını yitirmiş, Türkler öz vatanlarında vatansız kalmıştı. 
         Türk Ulusu bu durumdan kurtulmak için, Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde kurtuluş mücadelesine koyulmuştur. 
         Tam Bağımsız yeni bir Türk Devleti kurma fikri ve eylemi Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkması ile başlamıştır. Amasya Genelgesi bu düşüncenin ortaya konuşu, yeni bir Türk Devletinin Siyasi, İdari ve Askeri teşkilatlanmasının da başlangıcıdır. 
Amasya genelgesi ile ortaya konulan, Erzurum ve Sivas kongreleri ile işlenen fikirler ve hareket, yeni bir devletin kuruluşundan başka bir şey değildir.
         Milli Mücadelenin önderi Mustafa Kemal’e göre; Türkiye’nin kurtuluşu ve yeni Türk Devletinin kuruluşu için gerçekleştirilmesi gereken üç ana hedef vardır.
  1. Osmanlı Devletini “Hasta Adam” olarak gören ve yurdumuzu işgal eden, İtilaf Devletlerini (İngiltere, Fransa, İtalya) ve yandaşlarını (Yunanistan ve Ermeniler) yenerek Ülkeyi işgalden kurtarmak.
2. Ömrünü tamamlamış ve Çöküntünün asıl nedeni olan yozlaşmış Osmanlı Kurumlarını ortadan kaldırmak. (Saltanat, Hilafet vb.)
  1. Ortadan kaldırılan kurumların yerine, Çağdaş Dünyadaki benzerlerini koymak. (Yeni Türk Devletini kurmak)
            İşte bu, Devrimdir,  Türk Devrimidir, Atatürk Devrimidir.

Ahmet AVCI
İZMİR


28 Ekim 2014 Salı

255- CUMHURİYETİMİZİN 91’İNCİ YILINDA ATATÜRK’ÜN CUMHURİYETÇİLİK İLKESİ…


            CUMHURİYETİMİZİN 91’İNCİ YILINDA
ATATÜRK’ÜN CUMHURİYETÇİLİK İLKESİ…

 Atatürk’ün, Türk Ulusunu ÇAĞDAŞ UYGARLIK düzeyine çıkarmak için gerçekleştirdiği DEVRİM’E yön veren ilkelere; ”Atatürk ilkeleri” diyoruz. Bu ilkeler Atatürk tarafından, bir bütün olarak Devrimi yapıp yaşatmak için ortaya konulmuştur. Bu ilkeleri kökeninde; Akılcı ve bilimci düşünceyle Fransız Devrimi ile dünyaya saçılan evrensel nitelikli akımlar yatar.
            Türk Milliyetçiliğinin 19. Yüzyılda gelişmesi ve diğer düşünce akımlarının Atatürk tarafından Türk toplumunun özelliklerine uygun biçime büründürülmesi “Altı İlke”yi ortaya çıkarmıştır:
Altı Temel İlke; “Milliyetçilik, Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik, Devrimcilik”
Bütünleyici ilkeler: Milli Egemenlik, Tam Bağımsızlık, Özgürlükçülük, Akılcılık ve Bilimcilik, Çağdaşlık, Barışçılık.

ATATÜRK’ÜN CUMHURİYETÇİLİK İLKESİ:
Cumhuriyet; bir devlet yönetim biçimidir. Türkiye bakımından Cumhuriyet: Devlet yaşamında, devlet yönetiminde ve bu yönetimin işleyişinde; Türk Ulusunun iradesinin egemen olmasıdır.
 Bu sistemde; Devlet Başkanı dâhil, tüm yöneticiler, seçimle göreve gelecek, denetlenebilecek ve beli bir sürede seçim yenilenecektir.
Yani kişinin, kendisini yönetecekleri kendisinin seçmesidir. Yöneticiler seçilecek, denetlenebilecek ve belli sürede seçim yenilenecektir. 
Yönetimde söz hakkı; ulusun, günü ve geleceği için karar verme, yazgısını belirleme gücü de Ulusundur.  Başka bir deyişle; egemenliğin birden fazla iradeye bağlı olduğu yönetim ya da devlet biçimidir.
Cumhuriyetçiliğin temel dayanağı seçimdir. Cumhuriyet rejiminde Egemenlik kayıtsız koşulsuz ulusundur. Cumhuriyet; devlet başkanının belirli bir süre için, devleti yönetmesine izin verir. Cumhuriyet kuvvetler ayrılığını öngörür.
Anayasamıza göre, Cumhuriyetçilik; değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
Demokrasi: Halkın halk tarafından, halk yararına yönetilmesidir. Demokrasi prensibinin, en çağdaş ve mantıklı uygulamasını sağlayan hükumet şekli; Cumhuriyettir.
            Demokrasi; toplum içinde türlü düşüncelerin, temsil edilmesine, vatandaşın, yöneticileri; bu düşünce akımları içinden, dilediğince seçebilmesine ve her zaman denetleyebilmesine dayanan bir rejimdir. Yani halkın kendisini dilediğince yönetebilmesidir.
            Demokrasi, biçim değil özdür. Her demokrasi cumhuriyet olmadığı gibi, her cumhuriyette demokrasi değildir.
Cumhuriyet, demokrasinin gelişmesi için en ideal devlet biçimidir.
Demokrasi mi? Cumhuriyet mi?
“Cumhuriyeti demokratlaştırmak gerekiyor, ama bunu Cumhuriyeti yok etmeden yapmalı”.
Türkiye’de; DEMOKRASİYİ yaratan CUMHURİYETTİR. Ve Cumhuriyetin temel değerlerinden uzaklaşıldıkça, demokrasi de toplumsal barış da tehlikeye girmeye başlamıştır.
Cumhuriyet Demokrasinin ön koşuludur; ama DEMOKRASİ Cumhuriyetin ön koşulu değildir.
Demokrasi, toplumsal eşitsizliği azaltacak, çağdaşlığı hedefleyecek kurumlardan vazgeçebilir; ama Cumhuriyet vazgeçmez. Örneğin; Demokrasi; eğitimi de sağlığı da “kamusal hizmet” olmaktan çıkartabilir; ama Cumhuriyet çıkartamaz.
Hatta demokrasi; yurdun parçalanmasına göz yumabilir; ama Cumhuriyet göz yummaz.
Elbette amaç; ”Demokratik Cumhuriyettir”…Ama önce Cumhuriyet!
Mustafa Kemal ATATÜRK döneminde iki kez çok partili yaşama geçiş denemesi yapılmamış, her ikisi de, gericilerin çıkardığı ayaklanmalarla sonuçlanmıştır.
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası kapatılmıştır.
Bu partiler daha çok demokrasi istedikleri, ya da Ülkeyi çağa taşıma savaşımını daha hızlandırmak istedikleri için değil, tam tersine “DEVRİM KARŞITI” bir “ODAĞA” dönüştükleri için; yani ülkeyi yeniden geri götürecek bir kavganın öncülüğüne soyundukları için kapatıldılar.
En demokratik ülkelerde de parti kapatılmaktadır.
Kapatılmanın gerekçesi önemlidir.
Demokrasiyi korumak için konulmuş kuralları; çiğneyenlere, göz yummak Demokratik olmaz AYMAZLIK olur, hatta Demokrasinin kendisine “HIYANET” olur.
            1921 Anayasası; ”Ulusun kayıtsız şartsız egemenliği” esasına dayanarak, daha kurtuluş savaşı döneminde Cumhuriyet rejimi doğrultusunda kesin bir adım atıldığını göstermektedir.
            1920–23 Yılları arasında; Türkiye Devletinin ana kuruluşu; bir demokratik Cumhuriyet karakterini taşıyordu. Bundan sonraki yıllarda, rejimin demokratik olma özelliğinden kaymalar oldu. Cumhuriyet ise süreklilik gösterdi.
            Tek partili dönem, daha sonraki askeri darbeler, ara rejimler; Cumhuriyet’i değil, Demokrasi’yi askıya aldılar.
            Türk Devrim sürecinde 29 Ekim 1923’ün (Cumhuriyetin kuruluşunun) özel bir yeri ve önemi vardır.
            1 Kasım 1922’de Saltanat kaldırılmış, 29 Ekim 1923’te de Cumhuriyet ilan olunmuştur. Saltanatın kaldırılması, 623 yıllık yönetim biçiminin, kişisel irade geleneğinin yasal olarak sona erdirilişi; Cumhuriyetin ilanı da, yeni yönetimi, Ulusal iradeye oturtma düşüncesinin yasallaştırılmasıdır.

          Cumhuriyet mi?
Demokrasi mi?
           Bu tartışma anlamsızdır. Asıl olan; Cumhuriyetimizin daha Demokratikleşmesidir.
            Cumhuriyetimizin özgün bir kuruluşu var. Bu cumhuriyet bir Kurtuluş Savaşı sonrası, bir İHTİLAL sonrası kurulmuştur.
Cumhuriyetimiz, yok edilmek istenen, bir Ulusun yeniden dirilişini simgeleyen, bir rejimdir.
Cumhuriyetçi anlayış, çağdaşlıkla eş anlamlı olarak değerlendirilmiş, devrimler bu anlayış içinde uygulanmıştır.
            Bu bağlamda belirtilmelidir ki, İran örneğinde olduğu gibi, bir ülke kendisini öyle tanımlayarak, ”Cumhuriyet” olamaz. Cumhuriyet çağdaşlık demektir.
Demokrasiyi kullanarak, ülkeyi bölmeyi, parçalamayı, hatta şeriatı getirmek, amaçlanabilir.
Cumhuriyeti, ”Numaralayarak” hatta “Yeni”leyerek Cumhuriyet’i kendisine özgü felsefesinden uzaklaştırılabilir.
Bölücülük ve ”Sevr”i yeniden gündeme getirmek, demokrasi adına yapılabilir.
Toplumsal dengesizlikleri körükleyen, aşırı denetimsiz küreselleşme, demokrasi kullanılarak savunabilir.
Ancak tüm bu saydıklarımıza, Cumhuriyet; gerçek Cumhuriyetçi anlayış, tepkisiz yansız kalamaz.
Demokrasiyi kullanarak, Laik Cumhuriyet otoritesini yok etme girişimlerine direnme, Cumhuriyet adına direnme en doğal haktır.
Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi ilericidir. İlericiliktir. Ortak üst kimliği oluşturan, Türkiye Cumhuriyeti Yurttaşlığı; Ülkenin birliğinin, dirlik ve düzenliğinin güvencesidir.
Ortak kimliği, ”Irk” yaratmaz; Tarih ve Kültür yaratır. Cumhuriyetimizin felsefesi; birleştirici, bütünleştirici ve çağdaşlaştırıcıdır.
Onun içindir ki öncelikle; Cumhuriyet.

Türk Ulusuna; Çağdaş uygarlık yolunu açan cumhuriyetimizin anlamını ve değerini bilerek, sahip çıkmalıyız…

            Cumhuriyetimizin 91. Yılında; ÜLKEMİZİ KURTARAN VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİNİ KURANLARI, BAŞTA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK OLMAK ÜZERE, ŞÜKRAN, MİNNET VE SAYGIYLA SELAMLIYORUM…

Ahmet AVCI
İZMİR
28 EKİM 2014

9 Ekim 2014 Perşembe

254- YA DEVLET BAŞA,YA KUZGUN LEŞE...

YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE…

Dünyanın hiçbir ülkesinde aynı anda; HEM İÇ HEM DE DIŞ SAVAŞ çıkartabilen yönetim görülmemiştir…

91 yıllık Cumhuriyet rejimini yok sayıp, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’Ü VE ESERLERİNİ YOK etmeye çalışanların; GÜZEL, YALNIZ VE TALİHSİZ ÜLKEMİZİ getirdiği sonuç ortada…

AKP, iş bilen değil işini bilen bir yönetim oluşturabildi…
Seçimi kazanabilmek başarısı ile ülke yönetebilmek becerisi aynı şeyler değil…

“Stratejik Derinlik”, “Sıfır Sorun”, “Yeni Osmanlı” ve        “Yeni Türkiye” hedefleri ve siyaseti sonunda ülkemizi; yalnızca “KÜRT BAHARI” değil, “TÜRK BAHARI” sarmalına da sürükledi…

AKP’de ona oy ve gönül verenler de, eserleri ile övünebilirler…

Ahmet AVCI
10 EKİM 2014


3 Ekim 2014 Cuma

253-KİMSE MEHMETÇİĞİN KANI İLE KUMAR OYNAMASIN!


 Irak ve Suriye’den kaynaklanan terör tehditlerine karşı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ile yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması ve geçişi konusunda hükumete 1 yıl yetki veren tezkere dün TBMM’den geçti.
Başbakan Davutoğlu’nun tezkereye karşı çıkanları IŞİD’in yanında durmakla suçladığı, muhalefetin de iktidarı IŞİD’e destek vermekle eleştirdiği tartışmaların sonucunda tezkere 297 oyla kabul edildi. Oylamada 100 ret oyu kullanılırken mükerrer çıkan 4 oy ise iptal edildi.
Bu TEZKERE oylanırken; Atatürk'ün YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ ilkesi göz önüne alınmış mıdır?
Milletin yaşamı, Devletin varlığı, Ülkenin bütünlüğü tehlikede midir?
Bu harekâta Türkiye kendi iradesiyle mi YABANCI baskısı ile mi girmektedir?
Bu askeri Harekâtın SİYASİ VE ASKERİ HEDEFİ nedir?
Dostumuz, müttefikimiz ve DÜŞMANIMIZ KİMDİR?
Kendi içimizde BİRLİĞİ VE DİRLİĞİ SAĞLAYAMAMIŞKEN, ÜLKE İÇİNDEKİ TEÖRÜ bitirememişken, sınır ötesinde ne işimiz ola ki?

Mehmetçiğin kanı ile kimse kumar oynamasın…

Ahmet AVCI
İZMİR

Blog Arşivi

Katkıda bulunanlar