27 Ocak 2011 Perşembe

48- MİSAK-I MİLLİ

AHMET AVCI
28 OCAK 2011


“MİSAK-I MİLLİ” ANLAMI VE ÖNEMİ!

28 OCAK tarihi sizlere bir şey hatırlatıyor mu? Ya 28 Ocak 1920 tarihi?
Bu tarih; Türk Tarihinin, Osmanlı Tarihinin ve Türk Devrim tarihinin önemli dönüm noktalarından birisidir.
Bu tarih; Osmanlı Meclisi’nin aldığı son ve en anlamlı kararın tarihidir. ‘MİSAKI MİLLİ KARARI’NI aldığı tarihtir.
Biliyoruz ki; Osmanlı Devleti; Almanların ve Damadı Şehriyari Enver Paşa’nın oyunu ile  istemeden girdiği Birinci Dünya Savaşında yenilmiş ve Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştı.
30 Ekim 1918’de başlayan MÜTAREKE döneminde ülke toprakları İtilaf Devletlerinin işgal ve kontrolüne girmişti.
Ordusu terhis edilen, silahları elinden alınan, yer altı ve yerüstü kaynaklarına el konulan yoksul ve bezgin Osmanlı Devleti, çaresizlik içinde, çıkış yolları ararken, Aydınlar ve Komutanlar da kurtuluş çareleri aramaktaydı.
Amerikan Mandası, İngiliz koruyuculuğu ve Bölgesel kurtuluş arayışları başlıca çözüm yollarına yönelikti.
9’uncu Ordu Müfettişliğine; Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’deki asayişsizliği gidermek üzere atanan Mustafa Kemal Paşa’nın aklındaki çözüm yolu ise “Tam Bağımsızlık” idi.
İzmir’in işgalinden bir gün sonra İstanbul’dan ayrılan ve 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa, Nutuk’ta genel durumu, tüm gerçekliği ve umutsuzluğu ile ortaya koymuştur.
Samsun’a ayak bastığı andan itibaren, Tam Bağımsızlık yolunda girişimlerine başlayan Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Hükümetinin geri dön çağrılarına aldırmayarak Amasya’ya geçmiştir.
21 Haziran 1920’de Amasya’da Toplanan arkadaşları Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay ve Refet Bele ile birlikte; Bağımsızlık hareketini kişisel bir eylem olmaktan çıkartıp, ulusa mal ederek; yayımladığı Amasya Genelgesiyle; Kurtuluş Savaşımızın, amacını gerekçesini ve yöntemini ortaya koymuştur.
Refet Bele’nin bu belgeyi imzalamaktan çekinerek, imzacıların baskısı ile parafe ettiği de ayrı bir gerçektir.

18 Ocak 2011 Salı

47- MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI!

Ahmet AVCI
6 OCAK 2011

MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI ANLAM VE ÖNEMİ


1 AĞUSTOS 1914‘de başlayıp 11 Kasım 1918’de sona eren, Birinci Dünya Savaşı; 26 devletin katılmasıyla 4 yıl üç ay on gün sürmüş ve beş kıtada etkili olmuştur.
Başlangıçta Avrupalı devletlerin bir iç hesaplaşması olan bu savaş, sömürgelerin katkısı ile Afrika ve Asya’ya yayılması ve Osmanlı Devleti’nin de savaşa katılması ile bir genel (DÜNYA) savaş halini almıştır.
Osmanlı İmparatorluğu, bu savaşı başlatmamış ama istemeyerek de olsa bu savaşa katılmıştır.
Bu Savaşta; Zavallı Anadolu, beş cepheye, durup dinlenmeden kan can pompaladı. O kadar ki dört yıl süren savaşın sonuna doğru, yaşı kaç olursa olsun, kilosu 45’i geçen her genç cepheye sürülmüştür.
Osmanlı İmparatorluğu, 17. yüzyıldan beri hızla gerileyerek sonunda yarı sömürge olmuş, sembolik bir İmparatorluğa dönüşmüştür. Savaştan iyice tükenmiş olarak çıkmıştır.

46- ŞERİATÇILIK VE HUKUK SİSTEMİMİZ!

AHMET AVCI
8 OCAK 2011-İZMİR

ŞERİATÇILIK ve HUKUK SİSTEMİMİZ!

Şeriat, Kur’an ve Hadislerin bildirilerine dayanan ve her mezhebe göre geliştirilmiş olan bir hukuk ve siyaset düzenidir.
Bu düzen, Hz. Muhammed’den sonra başlayan Dört Halifelerle, Emeviler, Abbasiler, Mısır, Endülüs ve Osmanlı Devletlerinde bazı esaslı farklarla uygulanan, siyasal sistemde görülür.
Gerçekten bu devletler, temellerini kutsal metinlerden almakla birlikte, egemenliklerine bağlanmış olan Kavimlerin; adet, töre ve geleneklerinin de etkisi ile gelişen bazı yeni ihtiyaç ve mezheplere göre olgunlaşmışlardır.
Daha bilimin ve tekniğin gelişmemiş olduğu karanlık Ortaçağ dönemlerinde, İslam İmparatorlukları ve İslam Uygarlığı; Atinalı Büyük Bilginlerin eserlerini de yorumlayarak Batı Dünyasına ışık tutmuştur…

14 Ocak 2011 Cuma

45- ZÜBEYDE HANIM'IN ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ

Ahmet AVCI
14 OCAK 2011

ZÜBEYDE HANIM’IN 88’inci ÖLÜM YIL DÖNÜMÜ,

En büyük Türk’ü doğuran Zübeyde Hanım, 14 Ocak 1923 tarihinde aramızdan ayrılmıştı.
Bir süre önce; Selanik iklim koşullarını taşıyan İzmir’e tedavi olmak ve kendince de oğlunun evleneceğini düşündüğü Latife Hanım’ı görmek üzere gelmişti.
İzmir’de Latife Hanımın ailesinin hazırladığı köşkte misafir edilerek tedavisi sürdürülmüştür.
Yaşamı çok acı ve sıkıntılarla geçen, sağlığını da önemli ölçüde yitiren Zübeyde Hanım, İzmir’e gelişinin ilk günlerinde hastalığının daha da ilerlediğini hissetmiş, İzmir Valisini ve Müftü Rahmetullah Efendiyi yanına çağırarak; yazılı vasiyetini hazırlamalarını istemiştir.
Pek fazla olmayan malını ve parmağındaki elmas yüzüğünü oğlu Mustafa’ya bıraktığını beyan etmiştir.
Bu vasiyetten kısa bir süre sonra Zübeyde Hanım, misafir olarak kaldığı köşkte huzur içinde ölmüştür.
Zübeyde Hanım’ın yanında bulunan Başyaver Salih Bey acı haberi telgrafla; İzmit Gezisine çıkmış olan Gazi Paşa’ya hemen bildirmişti.
Eskişehir’de bulunduğu sırada acı haberi alan ve gözünden yaşlar boşalan ve Anasının cenazesine katılamayacak olan  Gazi Paşa’dan gelen yanıt şöyledir:
“Başkomutanlık Başyaveri Salih Bey’e;
Verdiğiniz elemli haber beni çok müteessir etti. Uygun bir tarzda defin törenini ifa ediniz. Cenab-ı Hak millete hayat ve selamet versin.”
Mustafa Kemal Paşa, Bursa’dan İzmir’e 27 Ocak 1923 günü gelmiştir.
Karşıyaka istasyonundan iner inmez, yanındaki Fevzi Paşa ile üst düzey birkaç görevliyle annesinin taze mezarını ziyaret etmiştir.
Adet üzere yapılan duadan sonra, Gazi Paşa orada bir konuşma yaparak, duygularını şu cümlelerle açıklamıştır:
“Annemin kaybından kuşkusuz çok üzüntülüyüm. Fakat bu üzüntümü hafifleten ve beni teselli eden bir husus vardır ki, o da ana vatanımızı yok olmaya yıkmaya götüren yönetimin bir daha geri gelmemek üzere mezara gömülmüş olduğunu görmektir.
Annem bu toprağın altında, Fakat milli egemenlik sonsuza kadar yaşasın.
Beni teselli eden en büyük kuvvet budur.
Evet, “Millet Egemenliği” sonsuza dek devam edecektir.
Annemin ruhuna, bütün geçmişimi borçlu olduğum, yeminimi tekrar edeyim.
Annemin önünde yemin ediyorum:
Kader, kan dökerek milletin elde ettiği ve tespit ettiği egemenliğin korunma ve savunması için gerekirse annemin yanına gitmekte asla kararsızlık göstermeyeceğim. Milli Egemenlik uğrunda canımı vermek benim için vicdan ve namus borcudur.”
Büyük Atamızı yetiştiren bu yüce ANANA’ya Tanrıdan rahmet diliyor aziz hatırası önünde saygı ile eğiliyorum.

4 Ocak 2011 Salı

44- OSMANLI DEVLETİ


AHMET AVCI
2 OCAK 2011

OSMANLI DEVLETİ
Orta Asya’da yaşayan Türkler, İsa’nın doğumundan bin yıl kadar önce güçlü devletler kurmuşlardır.
Buyruklarındaki çeşitli ve çoğu akraba kavimlerden oluşan kabileleri birleştiren Türkler, oluşturdukları devletlerin başına “Hakan” ya da “Kağan” adını verdikleri birini geçiriyorlardı.
Eski Türk dinsel inanışına göre Kağan ailesine, “Gök Tanrı” egemenlik, yani devleti yönetme, buyurma yetkisini vermişti.
         Gök Tanrı’nın Kağan ailesine egemenlik gücü vermesi bir inançtı. Aslında Kağan ailesi Mevcut Türk Boylarının en güçlüsünün yöneticisi konumunda olan bir öğeydi.
İşte Türkler,- o çağın tüm devletlerinde olduğu gibi- Kağanın yönetim gücünü kamu vicdanında geçerli kılabilmek için bu yola başvurmuşlardı.
         Gök Tanrı, egemenlik hakkını Kağan ailesine verdiği için, o aile içindeki bütün erkeklerin devleti yönetme hakkı vardı.
Bu bakımdan aile içinden kimin Kağan seçileceğini boyların şefleri saptardı. Kağan seçilen Prens, ülkenin yönetimini, kendisi gibi egemenlik hakkına sahip diğer kardeşleri ve yeğenleri birlikte yürütürdü.
Bundan ötürü Türklerin kurdukları devletler kısa sürede parçalanabilirdi.
        

28 Aralık 2010 Salı

BANA BİR ATATÜRK PORTRESİ ÇİZ KARDEŞİM!

Bana bir Atatürk Portresi çiz kardeşim,
İnsanın ta yüreğine işleyen bu dizeleri, paylaşmak istedim…
Ne yazık ki yazarı bilinmiyor…
Ne fark eder ki, gerçek bir aydın ve Atatürkçü olduğu belli…
Ben de bu anlayışın ve dizelerin altına imzamı atıyorum…
Ahmet AVCI
  
ATATÜRK PORTRESİ

 Bana bir Atatürk portresi çiz kardeşim,
 Heykeltıraşlar gibi haksızlık etmeden,
 At üstünde olmasa da olur,
 Bir sokakta insanlar arasında yürürken ...

 Bana bir Atatürk portresi çiz kardeşim
 Bir birliği denetlerken olmasa da olur,
 Ama mutlaka gülerken,
 Çocuk parkında bir kız çocuğunu salındırırken ...

 Bana bir Atatürk portresi çiz kardeşim,
 Smokinli olmasa da olur,
 Kuruyan yapraklar ve kuş sesleriyle
 Bir göl kıyısında rakı içerken ...

 Bana bir Atatürk portresi çiz kardeşim,
 Savaş meydanlarında olmasa da olur,
 Dudağında sigarası elinde tespih,
 Bir çiftçiyle çay içerken, tavla oynarken ...

 Bana bir Atatürk portresi çiz kardeşim,
 Artık gülerken olmasa da olur,
 Başını kaldırmış Anıtkabir'den
 Ana avrat söverken …


(29 Ekim 92 Fethiye)
Murat Demirci
Not: Sonra dan yazarın adını öğrendim...

26 Aralık 2010 Pazar

43- MENEMEN- YILDIZTEPE

Ahmet AVCI
23 ARALIK 2010
MENEMEN

MENEMEN- YILDIZTEPE

Bugün, MENEMEN-YILDIZTEPE’DE; 23 Aralık 1930 Tarihinde Menemen'de Cumhuriyet düşmanı yobazlarca; Atatürk Devrimi ve İlkeleri uğrunda katledilen, Yedek Subay Asteğmen Mustafa FEHMİ KUBİLAY ile Şevki ve Hasan adlı Bekçileri "anma törenine" katıldık.

Menemen Meydanı, yoğun kalabalığı bağrında toplamıştı.
Taşınan pankart ve dövizlerden, katılımcıların Ülkemizin değişik yerlerinden geldikleri anlaşılıyordu…
Kortejle, iki noktadan polis kontrolünden geçerek Yıldız Tepe'ye ulaştık.

KUBİLAY anıtı tüm görkemi ile karşımızda idi. Ve kaide üzerindeki yazı okuyanları derinden sarsıyordu:
İNANDILAR, DÖVÜŞTÜLER, ÖLDÜLER…
BIRAKTIĞI EMANETİN BEKÇİSİYİZ…
İzmir Büyük Şehir Belediyesi ve diğer yetkililerin tüm çabalarına rağmen katılımcıların büyük çoğunluğu ayakta kalmıştı. Oturacak yer bulamayanlar da oturanlar da aynı coşkuyu paylaşıyordu…
İtiraf etmeliyim ki, kadınlar yine çoğunlukta idi...

Gençler de önceki yıllara göre artmıştı…Ve Tören alanına ayrı bir canlılık getirmişlerdi…
“ATATÜRK GENÇLİĞİ GÖREV BAŞINDA” yazılı pankart, coşku ve canlılığı ortaya koyuyordu…
Gençlerin attığı sloganlar, alana ayrı bir hava getirmişti:
“TÜRKİYE LAİKTİR LAİK KALACAK” VE “ATATÜRK GENÇLİĞİ GÖREV BAŞINDA” SLOGANLARINA TÖRENE KATILANLAR DA KATILMAKTA İDİ…
İZMİR Valisi yoktu. Törende Vekili vardı… Sanırım Sayın Valinin işi çıkmıştı. Ne yazık ki geçtiğimiz yıl da yoktu.
Törene gelmeyenler, mesajlarını iletmişlerdi…
Sayın Cumhurbaşkanının da Başbakanın da mesajları yoktu…
İyi ki de mesaj yollamamışlardı…
Geçtiğimiz yıl Başbakan, çok anlamlı bir mesaj göndermesine karşın, mesajı okunurken, hatta adı duyulunca; yuhalanmıştı…
Ama YUHLAR, İçeriğe değil de İSİM'E idi.
Doğrusu ben de çok üzülmüştüm…
Kim olursa olsun, bir Başbakanının böyle bir törende yuhalanması hoş değildi…
Menemen Belediye Başkanı Tahir Şahin de çok güzel ve anlamlı bir konuşma yaptı…
Ben de konuşmayı dinlerken, Faruk Nafiz'in dizelerinden, Kubilay'ı
düşündüm…

KUBİLAY
“Yedek asteğmen KUBİLAY, bir öğretmendi,
Bir ışıktı incecik.
Mustafa Kemal'in Devrimleriyle büyümüş,
Başaklarla sarı,
Kavaklarla yeşil,
Irmaklarla ak.
Yedek asteğmen Kubilay, bir öğretmendi,
Bir ışıktı hiç sönmeyen…”


Yapılan konuşmalar, Okunan şiirler den sonra, Ata'nın “GENÇLİĞE HİTABI" ve "GENÇLİĞİN CEVABI" ile tören sona erdi…

Ata’nın “GENÇLİĞE HİTABI”NI bir Askeri öğrenci okudu.
 “GENÇLİĞE HİTABE” okunurken, bulunduğumuz tribündeki  izleyenlerin nerede ise tamamının; her cümlenin sonunda…”AYNEN” diye katkıda bulunmaları anlamlı idi…

“GENÇLİĞİN ATA’YA CEVABI”  okunurken de tüm izleyenlerin hep birlikte her cümleyi, tekrar etmeleri daha da anlamlı idi…

Atatürk Devrim ve İlkeleri doğrultusunda; 80 yıl önce; canlarını hiçe sayarak, Rejim düşmanı yobazların üzerine korkusuzca yürüyen ve kanlarını bu soylu toprağa akıtan Mustafa Fehmi KUBİLAY ile Bekçilerimiz, Şevki ve Hasan'ın aziz ruhları önünde saygı ile eğiliyor ve bıraktıkları emanetin yılmaz bekçileri olduğumuzu haykırıyorum.


Blog Arşivi

Katkıda bulunanlar